Bu bir tabu mudur?

Sistemin dışına çıkarsan sistemi eleştiremeyeceğini söylemek. Yeterince rahatsız edici adi bir "kültür" yaratmadı mı? Şöyle ki etrafıma bakınınca olanca özgürlükler içinde karşıma çıkan tabunun, kalan tabular içinde, en büyük ve kabul gören tabunun bu olduğunu görüyorum. Yani- hepimizin sistem ile sorunları bulunduğunu- düşününce bana sistem dışına çıkmak daha "mantıklı" görünüyor.

Sistem dışına çıkıp buradan direnmenin olanaklı olmadığı fikri nasıl bir fikirdir?

Tartışmaya açıyorum...

İkna edilmeye ihtiyacım var.

Küçük not: Böyle cok genel oldu farkındayım, nerelerden geldiğimi yazacağım...

5 comments:

Ozan K. said...

İçerisi ile dışarısı arasındaki farkın kolayca anlaşılabileceğini düşünmüyorum. Bunun için gerekli keskin sınırlar kaybolmuş durumda. Yumuşak bölgelerde, güvenli aralarda, kısa mesafelerde gerçekleşiyor olan biten; ama dışarısının tekinsiz ve çok açık bir yer olduğunu düşünüyorum. Dışarıya çıkmak ya da gitmek değil de, dışarıyı taşımak, ülkenin içinde ülkesiz, dilin içinde dilsiz, şehrin içinde aylak olmak sadece dostlarla ve sonsuz bir sohbetle olanaklı gibi geliyor bana. Başka da bir şey değil. Bu bir ideal değil.

Sen tabu demişsin, ben daha ağırlaştırayım, açıkça boş laftan ibaret “sisteme dışarıdan direnilemeyeceği”. Hâttâ bence sadece bir dışarının mümkün olduğunu bilenler içeriye direnebilir. Sistem ve diğer özel adların bu haliyle çok bir şey anlatmadığını düşünüyorum ama ben; bunlar daha çok asıl adın söylenemediği durumlarda kullanılan sihirli zamirler gibi. Şuna ne dersin: Bizim sistemimiz büyük oranda “uyum”dan ibaret bence, uyum ve sistemlilik. Güvenlik fetişizmi. Uyum ve güvenlik içerinin kavramları ve içerideki bakışlar da bence bizatihi içerinin bakışlarıdır. Yani tam tersine, kimi ruhlar için mümkün bir içeride yaşamak mümkün değildir, mümkün olmayabilen bir dışarısı dururken. Böyle söyleyince tekerleme gibi duruyor, ama değil, gerçek direnişi gösterebilenler ve dostları arasında yaşama bir öneri gibi bulunanlar hep dışarıdakilerdir. Bu daha çok sınırın deneyimlenmesini gerektiriyor. Yani yeni bir kavram önerebilirim burada: Sınır. Orada yaşamak, sınırın gerilimini, sınırın olanaklarını yaşamak; yaşamanın bir işaretlemeye dönüşmesi, benzeşmeyi, kataloglanmayı reddetmek.

Demem o ki, pratiğin dışı, bir bakıma onun yadsındığı, göz ardı edilebileceği bir yer olarak yine içerisi tarafından kurulur. Sen daha önce güncel sanat konusunda bundan biraz söz etmiştin sanırım. Yapay bir dışarısı, yapay erdemler, yapay plastik bilgisi, yapay estetik yasalarıyla güncel sanat da dış gibi görünen bir iltica bölgesini andırmıyor mu?

Orada beklemelerine karşın, egemenlerin ele geçiremediği alan sınırlardır. Ben sürekli bir sınır ihlalinin, ama yeni içeriler inşa etmeyecek kadar sık gerçekleşen bir sınır ihlalinin, sınır çizgisinin öngörülemez dostluğu öngörmeden yaşamak için iyi bir “yer” olduğunu düşünüyorum. Bunun çok “reel” anlamda politik bir eleştiriyi mümkün ya da sürekli kılması içinse orta sınıf “özel hayat”ının ötesinde, tutkulu, kırılgan, güçlü, gözüpek bir bir aradalık gerektirdiğini düşünüyorum. Eski işgal evleri gibi, mülkiyetini parça parça keserek azaltmak, yok etmek sadece bir tür komün evinde mümkün olabilir.

Dışarısının her zaman içeriden oluşmaya başladığını yaşayarak gördük, görmedik değil. Yaşamın, özellikle İstanbul’un herhangi bir iki boyutlu bir yüzey gibi aralarında seyahat edilen bölgelerden oluşmadığını da.

Sözü uzattım, belki senin meramını açmanı beklemeliydim.

Selamlar.

tufanbaltalar said...

Aslında dış ile iç kullandığın cümledeki gibi keskin hatlar taşımaz bence.Sistemin dışında kalmak ne ölçüde mümkün olabilirki?Yapabileceğimizin temkinli mesafede durmak olduğunu düşünüyorum.Sistem bir grup çoğunluk için işlemek zorunda değilse onun bilgisini yanımda taşıyıp alternatifi konusunda işaretlervermek isterim.

Marcel Memed said...

ic ve dis? ikisi de ayni sistemin parcasi, eger "sistemci" isek. yok eger daha kompleks bir "tüm"den bahsedersek (luhmann) o zaman disarsi diye bir sey zaten yok. cok hafif oldu komentim, özür dilersin. aramizdaki yeni sosyologlara sormali.

bay perşembe said...

ic-dış'ı, hala tartışılıp durulan merkez-çevre gibi ele almamak lazım..
herkes içerden bakınca, biriniin dışında kalma istegide travmatik bir çığlığa dönüşebilir.. çünkütabu gerçektir...
içeri alınma parlama olabileceğigibi,dışında kalma tercihi de dışlanma ile sonuçlanabilir.
matrix yada dolaşım?
küratörlük sistemine küfretmeyi birperformans eylemi oalrak icra edip, küratör olmak var mesela.
total politik tavırlara hiç girmeyip,sistemin içinden minör(!) siyaset yapanlar da var..
sistemin dışındayım-diyen; ama topa tuttuğu o 'içe' ana rahmine geri dönemk arzusu gibi alınma aşkıyla yananda...
bizim sanat diye cidddiye aldığımız şeylere -siktir- cekip, direkt politik kavgaya hayatını adıyan da...

ElmasDeniz said...

Yorumlara cevabım cok uzun oldu ben de yeniden yazı yayınladım. Cok tesekkur ederim.

E.

Search This Blog

Loading...