Sinemacılara desteğimiz sonsuzdur ben de imzacıyım

Sinemacılardan Sinema Genel Müdürlüğü’ne Açık Mektup
Yeni yıla Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürü Mesut Cem Erkul’un açıklamaları ile başladık. Sn. Erkul’un “Kültür ve Turizm Bakanlığınca, Türk filmlerini destekleme konusunda yeni bir mekanizma oluşturularak gişe yapan filmlerin yanı sıra, tüm aile bireylerinin birlikte izleyebileceği, genel izleyiciye hitap eden yapımların teşvik edilmesini” de içeren açıklamalarını şaşkınlıkla takip ettik. Öncelikle, Sinema Genel Müdürlüğü’nün Ticaret ya da Sanayi değil hâlâ Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bünyesinde olduğunu hatırlatmak isteriz. Kültürel, sanatsal ürünler hiçbir zaman kâr / zarar hesabı ile değerlendirilmemelidir.
Sinemamız son on yıldır istikrarlı bir yükseliş̧ içindedir: Filmlerin kalitesinin artmasının yanı sıra, sinemamız büyük festivallerde kendisine daha fazla yer bulmakta ve ödüller kazanmaktadır. Birçok önemli festivalde son dönem Türkiye sineması gösterimleri yapılmakta, ülke sinemamız her geçen gün güçlenmektedir. Tüm bunlar yurtdışında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın milyonlarca lira harcayarak yapabileceği tanıtımdan çok daha kuvvetli ve kalıcı bir tanıtıma olanak sağlamaktadır. Bu başarı ancak sanatçının özgürlüğü ve ortaya çıkan yapımların özgünlüğüyle açıklanabilir. Sinemayı özgür bir sanat olarak görenler için bu durum son derece açıktır. Bunun anlamını kavrayamayanlarsa bu başarıyı yok saymakta ve sanat sinemasını âtıl hale getirmek için kendi lobilerini sürdürmektedir. Sinema Genel Müdürlüğü’nün en önemli görevi sinemamızdaki bu yükselişi sürdürmek için gerekli çabaları göstermek olmalıdır.
Bu yükselişte şüphesiz Sinema Genel Müdürlüğü’nün (eski adıyla Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü’nün) sinema filmlerinin yapımına verdiği desteklerin önemli bir katkısı olmuştur. Sinemayı bir sanat dalı olarak gören biz sinemacılar artık bu desteklerin daha profesyonelce ve yeni ihtiyaçlar da gözetilerek düzenlenip genişletilmesi taraftarıyken Genel Müdürümüzün yaptığı tespit ve tanımlar bizi endişeye sevk etmiştir. Sinemamızı temsil eden en üst düzeydeki bürokratlardan olan Sinema Genel Müdürümüzün yaptığı açıklamadan bir bölümü paylaşmak isteriz: ''Eskiden kahramanlık filmlerine, tarihi Türk filmlerine gidilir, çıkıldığı zaman onun etkisinde kalınırdı. Bir Malkoçoğlu vesaire etkilerdi... Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı da engellilerin, Türk ailesinin yapısını güçlendirici eserlerin ortaya çıkmasında çok istekli... Kültür ve Turizm Bakanlığı Değerlendirme ve Sınıflandırma Kurulu, bilindiği gibi filmleri değerlendiriyor. Bu teşvik mekanizmasını genel izleyiciye 100, 7-­‐13 yaş arasına 85, 13-­‐18 yaş arasına 75 olarak oranlarsak ticari olarak da teşvik etmek mümkün olabilir. Bu yöntemi de deneyeceğiz.”
Son on yıldır Türkiye sinemasını uluslararası festivallerde temsil eden filmlere bakıldığında bu açıklamanın neye karşılık geldiğini sorgulamak gerektiğini düşünüyoruz. Bu bakış̧ açısıyla yaklaşılsaydı son yıllarda uluslararası başarılar kazanan filmlerin birçoğu desteklenemezdi. Kurgulanmaya çalışılan bu teorik zeminin hem sanatın tümünde ve doğal olarak sinemada tek bir karşılığı vardır; sansür ve adam kayırma. Sanatın doğasına, maddi koşullarla ve çerçevesi müphem Türk aile değerleriyle sınır çizmek kabul edilemez. Bu tanımlamalarda aslında filmlerin daha çekilmeden sansüre uğraması, belirli bir çizgideki sinemanın teşvik edilmesi, zaten kâr etme amacı taşıyan ticari yapımların bir daha ödüllendirilmesi gibi Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın asli görevi olmayan birçok amaç güdüldüğü görülmektedir.
Biz aşağıda imzası olan sinemacılar olarak Sinema Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı ama bizim hiçbir haberimiz olmayan bu değişikliklerin bir an önce bizlerle paylaşılmasını talep ediyoruz. Sinemamızın sorunlarını bizzat muhatapları olan bizlerle tespit edip çözümlerin beraberce geliştirilmesi gerektiğine inanıyoruz.
İmzacılar:
Aliye Uçar
Aslı Ertürk
Aslı Filiz
Aslı Özge
Aydın Bağardı
Aziz Akal
Baran Seyhan
Belma Baş
Belmin Söylemez
Biket İlhan
Bingöl Elmas
Çayan Demirel
Çiğdem Vitrinel
Dersu Yavuz Altun
Derviş Zaim
Durul Taylan
Ebru Şeremetli
Emel Çelebi
Emre Yeksan
Ender Yeşildağ
Enis Rıza
Funda Özyurt
Göktuğ Özgül
Hakkı Kurtuluş
Hasan Özgen
Haşmet Topaloğlu
Hikmet Yaşar Yenigün
Hüseyin Karabey
İlksen Başarır
İnan Temelkuran
Kutluğ Ataman
M. Caner Alper
Mahmut Fazıl Coşkun
Mecit Beştepe
Mehmet Binay
Mehmet Eryılmaz
Mehmet Güleryüz
Melik Saraçoğlu
Meral Okay
Metin Avdaç
Murat Düzgünoğlu
Murat Saraçoğlu
Mustafa Temiztaş
Mustafa Ünlü
Nadir Öperli
Nalan Sakızlı
Nida Karabol
Nur Sürer
Orhan Eskiköy
Ozan Turgut
Ömer Tuncer
Ömür Atay
Önder Çakar
Özcan Alper
Özgür Candan
Özgür Doğan
Özkan Küçük
Pelin Esmer
Rüya Köksal
Selim Demirdelen
Selim Evci
Semih Dindar
Semih Kaplanoğlu
Şenay Ertorun
Seren Yüce
Serkan Acar
Sevilay Demirci
Seyfettin Tokmak
Seyfi Teoman
Seyhan Kaya
Sırrı Süreyya Önder
Tarık Tufan
Tolga Esmer
Tolga Örnek
Tuncel Kurtiz
Tülin Özen
Türker Korkmaz
Ümit Ünal
Veli Kahraman
Yağmur Taylan
Yamaç Okur
Yasin Ali Türkeri
Yeşim Ustaoğlu
Zeki Demirkubuz

Sağlığın için GDO’ya karşı imza at

Sağlığın için GDO’ya karşı imza at | Greenpeace Akdeniz

Şu an itibarıyla imzalayan kişi sayısı 110305 ve bu çok az!

Yarın emek sineması için 16:00 da taksim tramvay durağında görüşmek üzere.

Sinemadan koltuk satın almak isteyenlere duyrulur

İZSGD (İzmir Sinema ve Görsel Sanatlar Derneği)nden mesaj: 

Merhabalar,
 
İzmir'in kültür ve sanat hayatındaki eksiklik ya da bir başka deyişle bir bütünlük oluşamamasındaki temel nedenlerden biri, bir takım riskleri göze alarak yeni bir yapılanma içine girilememesi, var olan ve sunulmuş olanla yetinilmesi, özellikle sponsorluk konusunda İzmir'de köklü bir gelenek oluşmamış olması, geleceğe yönelik ya da süreklilik taşıyan oluşumlar yerine daha çok gündelik etkinliklerle yetinilmesi ne yazık ki, İzmir'den sanat alanında yetişen bir çok insanın İstanbul başta olmak üzere İzmir dışında mesleklerini sürdürme eğilimini geçerli kılmış, dolayısıyla Güzel Sanatlar Fakültesi, İletişim Fakültesi ve son dönemlerde açılan vakıf üniversitelerinin Sinema, Tiyatro vb. görsel sanatlara ilişkin eğitim veren bölümlerinden mezun olan bir çok genç piyasanın kötü koşullarında çalışma hayatına atılarak ve yeteneklerini köreltmeye başlamışlardır. İzmir bu anlamda bir fabrika misali sayısız sanatçı adayı yetiştirirken, gençler en verimli dönemlerinde (çoğunlukla) dizi piyasasına teslim olmaktadırlar.
 
İzmir^'de kalmayı seçen, İzmir'de yeni bir sanatsal ve kültürel yapılanma konusuna inanan, İzmir'de sinema alanında beğeni düzeyini daha da yukarılara çekmek ve bunu sürekli kılmak eğiliminde olan bir grup insan (ağırlıklı Sinema bölümü mezunu olan) hem sinema-sanat bölümleri mezunlarına, hem İzmir halkına, hem de sanat ve sinema eğitimi alan öğrencilere yeni bir kapı aralamak, gerek sinema eğitimi, gerek sinema eserlerinin üretimi gerekse İzmir'in perdelerine pek uğramayan bağımsız yapımları göstermek ve desteklemek ayrıca bu çalışmaları kentle bütünleştirmek adına İZSGD (İzmir Sinema ve Görsel Sanatlar Derneği)'yi kurmuşlardır. Bu kuruluş aşaması güzel bir rastlantı olarak bir çok İzmirlinin belleğinde iz bırakmış olan, zamanında unutamadıkları filmleri seyrettikleri Konak Sinemasının işletmesini almak ve bu binaya ilişkin yeni projeler üretmek bakımından da bütünleşmiştir. Ve şu aralar tadilatı sürmektedir. Sinemanın işletmesine ve İZSGD'ye gelir sağlamak amacıyla sinema salonlarındaki koltuklar satışa çıkarılmıştır. Koltukları (ekli dosyalarda belirtilen usulde) satın alacak kişi ve kurumların isimleri, satın alınan koltuklarda daimi kılınacaktır. İzmir'e, sinemaya, sanata, kültürel belleğe ve gençliğe katkı koymak ve hem derneğimizi hem Konak Sinemasının yeniden hayat buluşunu desteklemenizi istemekteyiz. Ekli dosyaları incelemeniz, görüş ve önerilerinizi bildirmeniz, hatta dernek adresimizde bizzat görüşmek suretiyle ziyaretiniz bizleri mutlu edecektir.
 
Saygılarımla,
 
Yard. Doç.Dr. Dilek Tunalı
DEÜGSF Film Tasarımı Bölümü
 
İZSGD Kurucu Üyesi

Köken Ergun

Kunsthalle Winterthur
Köken ErgunOctober 9 – November 20, 2011
Opening reception on Saturday October 8 at 5 pm 



I, Soldier (2005) is a two channel video work that is closely linked to the artist’s past and his problems with republican and nationalist politics. It features a soldier’s patriotic and martial speech about his devotion to Turkey and combines it with pictures of the army’s parade on the occasion of the Youth and Sports Day. For WEDDING (2006-2008) Ergun filmed more than fifty different weddings over several months in the same area of Berlin. Backed by uplifting Turkish folk music, it celebrates the exuberant joy of the wedding parties, but at the same time it shows bizarre details such as a tally being kept of the monetary gifts made to newlyweds: a scene which, for a European audience, evokes more the atmosphere of a bingo hall than of the most special day in one's life. In Binibining Promised Land (2010) a video about a pageant of Filipino guest workers in Tel Aviv takes centre stage. It is part of an installation which also includes covers of magazines published by the Filipino community in Israel and three interviews with the organisers of the pageant. For his most recent work Ashura (2011), Ergun filmed the Ashura ritual of the Caferi group, a Shiite minority in Istanbul. Every year they commemorate Imam Hussein by putting on a play about his murder.

A catalogue entitled Who Am I Anyway? is being published to mark Köken Ergun’s first comprehensive solo show. It features three interviews with Ian White, Elmas Deniz and Oliver Kielmayer and is designed by Studio Lambl/ Homburger, Berlin.
Köken Ergun’s exhibition is supported by the City of Winterthur, Friends of the Kunsthalle, Federal Office of Culture, Kulturstiftung Winterthur, Migros Culture Percentage, and Ziegler Druck- und Verlags-AG

Further events at Kunsthalle Winterthur:
Ian White talks to Köken ErgunSunday, November 13, 5 pm 
Ian White talks to Köken Ergun about access and exclusion in his art. 

Café des Arts and Kunsthalle LateNightWednesday, October 26, 7 – 11 pm
Art and architecture – cultural achievement or overpriced luxury?

Kunsthalle Winterthur, Marktgasse 25, CH – 8400 Winterthur, Wed – Fri 12 am – 6 pm, Sat / Sun 12 am – 4 pm, +41 (0)52 267 51 32,www.kunsthallewinterthur.ch

Sergi Knut Åsdam/ Uzun Bakış Kısa Bakış


Sergi: Uzun bakış – Kısa bakış
  • Sanatçı: Knut Åsdam
  • Panel ve Açılış: 18 Haziran 2011 Cumartesi, 17:30
  • Panel konuşmacıları: Pelin Tan, Simon Sheikh, Tuna Erdem
  • Kurator: Pelin Tan
  • Tarih: 18 Haziran 2011 - 31 Temmuz 2011
DEPO, 18 Haziran - 31 Temmuz 2011 tarihleri arasında Norveçli sanatçı Knut Åsdam'ın son iki yılda ürettiği Abyss (2010) veTripoli (2010) yapıtlarının gösterileceği sergiyi misafir ediyor. Tate Modern (2011) ve Bergen Kunsthall (2010) gibi kurumlarda gösterimi yapılan bu iki filmi İstanbul izleyicisi ile buluşturmak isteyen sanatçı ve küratör kentsel çevre ve tekinsiz alanlarda bireyler, nesneler ve mekânlar arasındaki mesafeye ve algının parçalanmasına odaklanıyor. Abyss, giderek dönüşen ve özelleşen kent mekânında yaşayanların ve göçmenlerin bu dönüşüme bakışları üzerine bir film. Tripoli ise, 20. yüzyılın yaşayan en önemli modernist mimarlarından Oscar Niemeyer tarafından tasarlanıp Lübnan'ın Trablus kentinde inşasına başlanan ve 1975 yılında iç savaş nedeni ile yarım kalan fuar alanı binalarının tekinsiz atmosferini yansıtıyor. Sanatçının sahnelere ve dile özenle yaklaştığı her iki film de mimarinin ve kentsel planlamanın yarattığı değişiklikleri ve bu zaman ve mekânlara sıkışmış özne ve kimlikleri parçalanmış anlatılar ve belgesel fazlalık aracılığıyla irdeliyor.
Abyss [Abis], 201043'
Abyss, Londra'nın doğusunda yer alan Thames Gateway ve yeni inşa edilen Olimpik Alan etrafında çekildi. Film, farklı göçmenlik hallerinin - insan hareketlerinin ve para ve iktidarın dolaşımının; aynı zamanda farklı bir düzeyde, imgelemde gerçekleşen göçün - etkisi altında bir kentsel gerçekliği tasvir ediyor. 43 dakikalık deneysel film ve yerleştirme, Londra'nın doğusunda, tekil bir eylemiliğin kontrolünden çok uzakta, dil, maddiyat ve anlama az çok hâkim bir grup insanı izliyor.
Abyss, UK Arts Council, The Norwegian Film Institute, The Freedom of Expression Fund, Arts Council Norway ve Bergen Kunsthall desteği ile gerçekleştirilmiştir.
Tripoli [Trablus], 201024'
Tripoli, yakın geçmişimizin muhafaza edilmiş kalıntılarına bakarak siyasi tarihi ve mimari izleri vurguluyor. Kuzey Lübnan'da yer alan Trablus kentinde, dünyanın en özgün ve iddialı mimari projesinin kalıntılarını bulabilirsiniz. Bu kalıntılar, Brezilyalı mimar Oscar Niemeyer'in 1966'da tasarladığı ve inşaatı 1975 yılında başlayan Lübnan iç savaşı nedeniyle yarım kalan uluslararası fuar alanının binalarıdır. İç savaş sadece büyük projenin inşaatının durmasına neden olmamış, aynı zamanda bu alanın cephane deposu, helikopter pisti gibi farklı askerî amaçlar için kullanılması anlamına gelmiştir. Kısmen bir mimari belgesel, kısmen şizoid bir dram olan film, tekinsizlik, ayrışmışlık ve şiddetin öyküsü üzerine bir algı alanı yaratmaya çalışıyor.
Untitled: Archive (migration) [İsimsiz: Arşiv (göç)](2010)
Bulunmuş imgeler
Untitled: archive (migration), Åsdam'ın stüdyosunda çalışırken uzun vadede bir araya getirdiği ve hâlâ büyümekte olan organik bir arşivden alınan görüntülerden oluşuyor. İnternetten, kitaplardan ve farklı kamuya açık kaynaklardan toplanan fotoğraflar geniş anlamıyla göç kavramına gönderme yapıyor; aralarında yakın ve özel malzemelerle beraber daha uzak incelemeler de yer alıyor. Yerleştirmede fotoğraflar orijinal bağlamlarından bağımsızlaştırılarak sergileniyor. Bu şekilde bağlamlarından kopartıldıklarında imgelerin farklı kökenleri arasında bağlantıları, benzerlilkleri ve farklılıkları ortaya çıkartacak ilişkiler kuruluyor. Bu yeni bağlamda bazı resimler didaktik ve açıklayıcı gözüküp tarihî veya güncel ama çoğunlukla dramatik bir durumu net bir şekilde tasvir ederken, diğerleri dolaylı olarak değişen toplumlarla ve istikrarsızlıkla ilişkileniyor. Untitled: archive (migration), insanın uyum sağlaması ve çelişki ve kültürün hareketleri üzerine bir çalışma.
Office for Contemporary Art Norway ve Goethe Institut İstanbul'un katkılarıyla.

Sansür sadece ineternette değil! Ekte Cevbir den açıklama.


Ülkemizde mühtehcenlik bahane edilerek kültür yaşamına hukukdışı müdahaleler devam ediyor   Nisan ayında William S. Burrough'un Yumuşak Makine adlı romanın yayıncısı ve çevirmeni aleyhinde açılan davanın şoku devam ederken İstanbul Basın Savcılığı, geçtiğimiz hafta Funda Uncu tarafından çevrilen ve Ayrıntı yayınları tarafından yayımlanan Chuck Palahniuk'un,"Ölüm Pornosu" adlı kitabı hakkında müstehcen öğeler içerdiği bahanesiyle yeni bir soruşturma başlattığını ve daha önceki örneklerde görüldüğü gibi kitabın incelenmek üzere bilirkişi olarak seçilen Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu'na gönderilerek bir rapor alındığını öğrenmiş bulunuyoruz.   Porno kaset, dergi, kitap türünden yayınları denetlemek üzere kurulan Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu, Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanununun 6. maddesinde açıkça belirtilen "Fikri, içtimai, ilmi ve bedii kıymeti haiz olan eserler bu kanunun şumulünden hariçtir" ifadesine rağmen açıkça yetki aşımına girerek Ölüm Pornosu hakkında kitabın halkın ar ve duygularını incittiği, cinsel arzuları istismar eder nitelikte olduğu, Türk Ceza Kanunu'nun 226.Maddesini ihlal ettiği, dolayısıyla müstehcen bulunduğuna dair görüş belirterek kitabın, edebi bir eser olduğunu reddetmiş ve yayıncının ve çevirmeninin yargılanması için kapıyı açmıştır.   Kültür ve sanat alanında dolaşıma giren ürünlerin, edebi veya sanatsal nitelikleri hakkında hükme varacak olanlar, sanatçılar, edebiyatçılar, okurlar ve nihayet sanat ve kültür tarihçileridir. Edebiyat ve sanat eserlerinde cinsellik öğesininin bulunması veya kullanılma düzeyi, yasalarla veya devlet memurlarının ahlak ve beğeni anlayışlarıyla belirlenebilecek olgular değildir. Bunlar genelde sanatın ve edebiyatın, özelde sanatçının ve yazarın özgürlük alanına giren konulardır. Toplumda farklı kişilerin veya grupların farklı sanat ve ahlak anlayışına sahip olmaları bu özgürlük alanını yok edemez. Bu nedenle Basın Savcılığının, Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulunu kendisine aracı kılarak ortaya koyduğu baskıcı uygulamaların düşünce ve ifade özgürlüğünü kısıtlama adımları olduğunu açıkça vurgulamak istiyoruz. Çocuklarla ilgisi bulunmayan ve çocuk kitabı olarak satışa sunulmamış edebiyat yapıtlarının, çocukları koruma adına hukukdışı gerekçeler üretilerek yargı konusu yapılmasını şiddetle kınıyor; hükümetlerin ve devlet kurumlarının sanat ve edebiyat eserlerinden ellerini çekmesini, keyfi müdahaleleri engelleyecek gerekli yasal düzenlemelerin bir an önce yapılmasını talep ediyoruz.   Ölüm Pornosu'nu çeviren meslektaşımız Funda Uncu'nun ve yayınlayan Ayrıntı Yayınlarının dava sürecinde yanlarında olduğumuzu bildiriyoruz.   ÇEVBİR

Anonymus

Sinemacılardan Hopa olayları hakkında basın açıklaması

Basına ve Kamuoyuna,

Türkiye’nin seçime gittiği günlerde Hopa’da meydana gelen olaylarda, Hopa halkı gayet

demokratik bir şekilde derelerine, geleceğine ve halkın temel geçim kaynağı olan çayına

sahip çıkmak adına hiçbir kargaşaya mahal vermeyecek şekilde horon ve halaylarla tepkisini

dile getirmiştir.

Ne yazık ki AKP hükümeti, kendilerine ait olmayan hiçbir pankart ve bayrağı görmeye, kendi

ideolojileri dışındaki hiçbir ideolojiye tahammül edememiştir. Bu bayrak ve pankartlar, çevre

il ve ilçelerden getirilen yüzlerce emniyet gücü tarafından zorla toplatılmaya çalışılmıştır.

Bu durumu protesto eden Hopa halkına karşı orantısız güç kullanmış ve bu küçük ilçe

gaz bombardımanına tutularak yıllardır onurlu bir yaşam için mücadele eden Hopa halkı

sindirilmeye çalışılmıştır.

Yaşanan olaylar neticesinde devrimci ve demokrat kişiliğiyle tanıdığımız Metin Lokumcu

hocamız emniyet güçlerinin yoğun gaz bombardımanına ve darba maruz kalarak hayatını

kaybetmiştir. Bu üzücü olay karşısında ülkenin Başbakanı, yaşamını yitirmiş bir insanın

anısına saygı göstermeye bile tenezzül etmemiş ve “üzerinde pek de durulması gerekmeyen

bir olay” değerlendirmesi yaparak zalimce bir tavır takınmıştır.

Halen ülkenin her yerinde Hopa halkına sahip çıkmak isteyen partiler, sivil toplum

örgütleri ve sendikalara karşı yoğun baskı ve gözaltılar devam etmektedir. Hopa’da ise

12 Eylül cunta rejiminin izleri ne yazık ki hâlâ tüm ağırlığıyla sürmektedir. İnsanlar henüz

acısını ve şaşkınlığını üzerinden atamamışken hükümetin emrindeki emniyet güçleri

nokta operasyonlarıyla insanları evlerinden alıkoyarak gözaltına almış ve almaya devam

etmektedir.

Tüm bunlarla “İleri Demokrasi” yalanı bir kez daha gün ışığına çıkmıştır.

demokratikleşmesiyle ilgili mücadele veren bütün güçler baskı ve zulümlere uğramış

ve “eşkıya”lıkla suçlanmıştır.

Bizler bu ülkede derdini sanatla ifade etme yolunu seçmiş insanlar olarak, Hopa’da

süren baskı ve tehdit unsurunun ortadan kaldırılmasını, gözaltıların durdurulmasını,

günlerdir gözaltında tutulan onlarca insanın derhal serbest bırakılmasını ve gözaltında

bulananların “terör örgütü suçlaması”yla özel yetkili savcılarca yargılanmasının bir an önce

durdurulmasını talep ediyoruz.

Eşit, özgür ve demokratik bir Türkiye temennisiyle!

- Belma Baş

- Belmin Söylemez
- Birol Akbaba
- C. Asl Filiz
- Dersu Yavuz Alt n
- Ersin Çelik
- Emre Yeksan
- Feridun Koç
- Hakk Kurtuluş
- Haşmet Topaloğlu
- Hüseyin Karabey
- İnan Temelkuran
- İlksen Başar r
- Mehmet Ery lmaz
- Melik Saraçoğlu
- Murat Düzgünoğlu
- Murat Akagündüz
- Nadir Öperli
- Onur Saylak
- Orhan Eskiköy
- Özcan Alper
- Önder Çakar
- Pelin Esmer
- Serkan Acar
- Selim Evci
- Seren Yüce
- Seyfi Teoman
- Seyhan Kaya
- Sevilay Demirci
- Soner Alper
- Tolga Esmer
- Tülin Özen
-Yamaç Okur

Search This Blog

Loading...