Sınırdışı Edilme Hissi

"Aynı sınırdışı edilmiş gibi hissettim".

Böylece kişisel kelime hazneme yeni bir deyim eklendi...

30'u gecesi trenle Bükreşe girtmek için Bosfor expresindeydim. Hersey yolundaydı, ilk defa kara yoluyla yurt dışına gidiyordum. Hatta o kadar keyifli geldi ki yolculuk, arkadaşlar bir gün mutlaka tatil amaçlı, trenle beraber gezelim diye mesajlar atma planları yaptım. Kondüktör Panait Istrati hastası bir kitap kurdu.

Önce kapukuleden geçtik. Gece boyle iniyorsun ıssız bir yerde, sıraya odalar var, gümrük,pasaport kontrol vs. orasi çıkış kapısı. Pasaportuna turkiyeden çıkış mühürü basılıyor. Yaklaşık 1-2 saat bekledik orda, sonra tren hareket etti. 30 dakika sonra da bu sefer giriş işlemleri için tren tekrar duruyor ve Bulgaristan sınınr polisi yolcuların pasaportlarını topluyor.

Bundan sonra da benim sınırdışı edilme hikayem.

Polis bana diyor ki eşyalarını topla, ben de herhalde diyorum kontrol edecekler ne götürüyoruz diye, baktım trende eşyasını toplaması gereken bir ben varim. sen geri doneceksin diyor polis. Ben açıklamaya çalışıyorum, türkçesi çok az polisin, ingilizce konuşamıyor. Herneyse indirdiler beni trenden burası Svilengrad. Gecenin saat 4 unde Bulgaristanda tek katlı bir sınır karakoluna geldim. İçerisini tarif etmeyeyim. Dokuluyor, sinekler, eski döşeme, plastik masa örtüsü, florasan ışığı. Orda uç saat bekledim hatta bir ara baktım hareket yok, hiçbiryere gittiğimiz yok çıkarttım kitabımı altını çize çize okudum. O kadar ümitsizdim ki hareket edeceğimizden. Polisler halinden memnun film serediyorlardı televizyonda, masadaki uyuklayarak birşeyler yapıyordu.

Ben önce biraz agresif davrandım,derdimi anlatmaya çalışıyorum. Sergim var Romanyada.acil.sanat... tren gidince de sakinleştim, polisler de öyle. Ama konuşabildikleri iki kelime türkçe dehşet vericiydi " Madam" ve " Bekle", herneyse ben artık çok sıkıldım ve dedim ki, gideyim ben beni sınırdışı edin, adam dedi ki " Car" . Derken birkac saat sonra tam da tekrar kitaba dalmıştım ki, içeri iki kişi geldi onlar da polis olacak, beyaz daha cok oyuncaga benzeyen bir tane arabaya bindim yeşil yazi vardi uzerinde resmi arac, sevimli ama içine oturunca herkesi dev haline getiriyordu. Yaklaşık 40 kilometre gittik, Generalevo yu geçtik, beni Kapitan Andreevo sınır kapısına getirdiler.

Bu arada bir tomar kağıt işlemi yapılyordu pasaportumun arasında benim takip edemediğim. Herneyse, tabelalar var yol kenarında sırasıyla bunları görüyorum: TURKEY 3, TURKEY 2, TURKEY 1, TURKEY 0,5.

Burası sınırmış Kapitan Andreevo herneyse, beni bir başka bulgar devlet dairesine götürdüler, kağıtlarımı verdiler oraya sonra bir polis bana gidiyoruz diye işaret etti. Ben de takıldım peşine, tekrar arabaya bineceğiz sandim ki bana yürümemi işaret etti. Tabi işaretlerini görmem için bana " Madam" diye sesleniyorlar önce. Herneyse, polis benimle sınıra kadar yürüdü sonra yaklaşınca eliyle bana yürüyeceğim yönü gösterdi ben de kapukule sınır kapısına, türkiyeye doğru yürümeye başladım.

Hayatımdaki tuhaf anlardan biriydi.

Sınır kapısında, gişelerden biri çalışıyordu, hava da aydınlanmıştı artık. Yanlızca bir araba vardi giriş yapan. Ben ortamdaki tek yaya insan arabanın arkasında sıraya girdim, burası komikti aslında çünkü az sonra arkama bir araba ve bir otobüs dizildi.

Aradaydım, no mans land. Sağda solda Duty-free dükkanları geniş yol birkaç araba ve otobüs var etrafta. Ben garip hissediyorum. Girişteki Türk polisle tartıştım tabi. Yorgunum, uykusuzum ve açım en korkunç halim.

Vatan uğruna kann... gözüm döndü o ara.

İki ülke arasındaki boşluk, tuhaf bir rahatlik hissi ve politik görüşünün test alanı gibi. Mesela ben ah türkiyedeyim güvendeyim, ne güzel diye hissetmedim, geriye bakıp pis bulgarlar da demedim. Ben basbaya bu ne biçim dünya ve bu ne biçim insanlık dedim. Yeryüzünü parçalayan, sonra onu sahiplenip başkalarına eziyet yapan, bu ne biçim bir sistemdi. Yürüyordum. Her 500 metrede bir karşına gişeler çıkıyor acil giriş, diplomatik, ve normal çıkışlar, gümrük kontrolleri, sağlı sollu banka, sigorta ofisleri, karantina hekimliği. Ben yürümeye devam ediyorum. Çok yorgun hissettim istanbula dönemeyecek kadar, Edirneye gidip bir otel bulup uyumayı planladım.

Sonra yeni giriş yapmış bir otobüse nereye gidecegini sordum, şöför çok tuhaf bir adamdı, bol sakallı entellektüel ama akşamları darbuka çalarım sakallı, yana dönüp otobüsün gerçekte nereye gittiğini sordu, ben de vazgeçtim tabi şöför bilmiyorsa nereye gittiğini eyvah dedim gideriz herhalde sacma sapan biryere. Oyle teşekkür ettim. Az ilerde park etmiş diğeri vardı başka da bir araç yok etrafta.

Baktım camda yazıyor.

Istanbul-Skopje- İstanbul

İstanbul mu?
Evet.
Beni götürürmüsünsüz istanbula. Ne kadar?
Seni gördük biz nerden geldin?
Indirdiler beni trenden bulgaristanda vize yuzunden Romanyaya gidecektim ben aslında.
Atla.

Otobüs de evlere şenlik baktım sigara içiyor birkaç kişi dedim ben de içebilirmiyim? Arkaya oturursan olur dedi muavin. Otobüsün sahibi ve bir yolcu arkadaşlarmış zaten arkada içiyorlardı. Onlarla konuştuk, bir dolu hikaye...

Yeşil pasaport beya. Cok değerli satsan ya beya.

Ben bir ara tavuk yok mu diye sordum. Bu kadar olayın üzerine ancak tavuklar olursa otobüste tam olurdu.

Çantamın üzerine kıvrılıp uyumuşum. Uyandığımda beynim kendini Bükreş de sandı nasıl kurmuşşam kafamı. Kahveyle kendime zor geldim. İstanbuldaydım tekrar.

Yolculuk yorucu birşey ya, ama eninde sonunda gitmek istediğin yere varıyorsun. Ben gidemedim. Kısır oldu.

Bu gün ise uyandığımda tuhaf hissettim. Sınırdışı edilmek aslında insanı aşağılayan da bir şey, okulda hoca sınıftan atar dışarı kişiyi, öğretmenin amaçı aşağılamaktır, ancak öğrenci hep gururla ve pişkin bir gülüşle çıkar dışarı, neredeyse zafer edasıyla çünkü hak ettiği düşünülen ceza için inandığı saygısızlığı rızasıyla yapmıştır. Ama bir ülkeden hem de gurur duyulacak bir eylem yapmaksızın atılmak gerçekten çok sinir bozucu.

Trende kanadalılar vardı dünyanın bir ucu, gitti ama onlar istedikleri yere. Ben komşuyum, o kadar da aynıyız ki anlamadım neden ben gidemedim diye.

Tufanın bana yakıştırdığı gibi;

Kareden çıkıyorum sonra da tüm dekor devriliyor.

2 comments:

adnan y said...

elmas, (geçen coment in ustune ne diyim) sadece kocaman degilsin aynı zamanda Aaacayipsin DE. en az türkiye en çok bulgaristan kadar ve hakkaten seni izlemek bile tuhaf abi.
tufan haklı. sen çıkıyorsun ve BOOm

Turkish E.T. said...

sinir ici edilemediginize uzuldum. nedir bu sanatcilarin vizelerden cektikleri?

Search This Blog

Loading...