İllegale düşen yayıncılığımız, hapishane günleri

http://www.ipetitions.com/petition/blogumigeriistiyorum/index.html


Lütfen herşeyden önce yukarıdaki linke gidip bir imza verin. Bloglar üzerindeki yasağın kaldırılması için başlatılan bir imza kampanyası.
Teşekkür ederim.

----
Hepimiz cezalıyız.

Türkiye'de Bloglar kapandı. Bu yazıları yasakla başa çıkmaya çalışan insanlar sayesinde yazabiliyorum. Onlara da teşekkürler.
Bu yasağın varlığını ortadan kaldırmıyor şüphesiz. İllegal de olsa yazmaya devam edeceğim maalesef bu da yasağı silemiyor...

İnternet üzerinde suç unsuru teşkil eden kişisel blogların kapatıldığına tanık olmuştuk. Burdan istemeye istemeye şu sonucu çıkartıyorum. Bu kapatılma aslında daha ciddi ve kapsayıcı bir yasak anlamına geliyor. Bloglar akılların, kalemlerin ve fikirlerin dünyası... Bu kapatılma çok daha vahim bir şeye işaret ediyor:

70 milyon kişi fikrini söyleyebilmekten dolayı hapse atıldı.

İşte yasak bana bunu söylüyor.

Fikirler; dil, din, ırk, cinsiyet, milliyet, ekonomik sınıf, isim, sıfat ayrımı olmadan kişisel bloglar sayesinde kitlelere ulaşabilme şansı elde etti. Olaya bu özgürlüğün işe yaradığı endişesi taşıyan kişilerce durdurma denemesi olarak bakıyorum. Bu bir ceza olamaz bu düpedüz benim hakkımın elimden alınması. Ama ne güzeldir ki insan aklı da düşüncesi de zaptedilemez.

En temel haklardan birisi olan ifade özgürlüğünün, elimden ve benim gibi pek çok bireyin elinden alınmasını anlamıyorum ve şiddetle reddediyorum!

Bu kadar aptallığı kimse kaldıramaz.

25.Ekim.2008
Türkiye açık cezaevi, İstanbul

Tamamen açık.

Püfür püfür...

Bir konuya açıklık getirme ihtiyacı.

2003 yılında K2'nin kuruluşunda bulundum ve daha sonra sanatçılar tarafından yürütülen bu mekanda eş proje direktörlüğü yaptım. 2007 yılı ekim ayı itibariyle bu görevimden ve K2 Sanatçı inisiyatifinden kendi kararım doğrultusunda ayrıldım. Şu anda K2 sanat merkezi ile hiçbir bağlantım yoktur.

İzmir'de güncel sanat ve sanatçı inisiyatifleri, alternatif oluşumlar konusunda her tür deneyim/ fikir alışverişine açık olduğumu, ancak 2008 yılında üretilen hiçbir projede bulunmadığımı belirtmenin ve böylece meseleye açıklık getirmenin yerinde olacağını düşündüm.Bilginize.

Elmas.

Kim kime destek oldu?

Aslında ne yalan söyleyeyim o kadar da umrumda değil, ama bir durumu örneklemesi açısından önemli bulduğum için tartışmayı buraya taşıdım. Trendsetter' da yazımın yayınlanmasından sonra derginin editörüyle bir dizi yazışmamız oldu.


Merhaba Mujde Hanim,

Size yazma amacim Trendsetter dergisi 77 nolu / Eylul 2008 sayisinda (blogumdan aldiginiz) "Bir adres" baslikli yazimi izinim olmaksizin yayinlamis olmaniz.

http://creativecommons.org/licenses/by-nd-nc/1.0/fi/deed.en
linkinde gorulecegi uzere, para kazama amacli olarak yazilarimin kopyalanmasi yasaktir. Blogumda da yan tarafta gorebileceginiz CC isaretli link bu konuda aciklayicidir.

Derginizde yayinladiginiz yazim icin tarafinizdan benimle (yazili-sozlu-diger) hicbir iletisim kurulmadi. Sonuc olarak ben yazilarimi halka acik olarak yayinliyorum ancak taktir edersiniz ki Trendsetter dergisi bedava dagitilmiyor.
Yaklasiminiz cok buyuk oranda entellektuel emegin somurulmesi manasina geliyor.

Amacinizi anliyorum ancak yazim icin telif ucreti, ozur veya ne dusundugunuzu sormayi hakkim olarak goruyorum.

Ilginize tesekkurler,

Elmas Deniz




06.Ekim.2008'de Müjde hanım cevap olarak, iyi niyet geregi benden izin almasi gerektiğini ve bu konuda hakli olduğumu yazdı ve ihmali için özür diledi. Ancak benim emek somurusu iddiama karsi cikarak şöyle dedi:

"eger blogunuzun adresini, sizin kimliginizi acik acik yazip "bu bir alintidir" seklinde vermeseydim, emek somurusundan soz edilebilirdi. Alinti, kaynak acikca belirtildigi muddetce, basinda yaygin olarak uygulanan bir sistemdir ki, sizin durumunuzda ben kaynagi dogrudan basliga cekerek okurlari sizin blogunuza yonlendirdim. Bu noktada, is etigi yonunden bir zaafim oldugunu dusunmuyorum.
Ayrica Trendsetter 15 bin tiraji olan bir dergi, oldukca nis bir okur kitlesi var ve 1 sayfasinda yer almanin ise genellikle bir bedeli var. Ise hangi acidan baktiginiza bagli, bunu blogunuz icin bedava bir tanitim olarak gorebilirsiniz, ya da emek somurusu deyip telif talep edebilirsiniz. Eger telif talep ederseniz, bilin ki yasal olarak size boyle bir odeme yapma yukumlulugum yok ancak yazar olarak desteklenmeniz gerektigini dusundugumden dergimizin standart telif ucretini banka hesabiniza (Turkiyede) gonderebilirim."


From: Elmas Deniz [mailto:elmas.deniz@gmail.com]
Sent: Thursday, October 09, 2008 7:22 PM
To: MÜJDE
Cc: dino
Subject: Re: yayinlanan yazim hakkinda

Merhaba Mujde Hanim,

Ben de gec yanitliyorum sorun degil. Zaten gec yazdim Dino blogunda konuyla ilgili yazdi ben de sizden bir mail gelir diyerek bir ay kadar bekledim. Dino'dan izin aldiginizi biliyorum, hatta benim yazimin yayinlandigini da sayesinde sanseseri ogrendim. Yurtdisinda oldugu icin yazisinin cikacagi dergiyi benden almami rica etti. Ben de sasirdim tabii ki, hic karsilasmayabilirdim de. Ozrunuz tamamdir, anliyorum calisirken birtakim aksamalar olabiliyor.

Mesele dusundugunuz gibi degil, sizin "is etigi zaafi olarak gormediginiz" yaklasim, esasen ciddi bir baska etik problemi doguruyor. Bu tarz yaklasimin degismesini bir prensip olarak gordugum ve onemsedigim icin size yaziyorum. Tehlif istemem de bundan dolayidir.

"sizin kimliginizi acik acik yazip "bu bir alintidir seklinde vermeseydim" demissiniz. Bu hirsizlik olurdu, bu entellektuel emegin somurulmesi degil gasp edilmesi olurdu. Yazi bir "alinti" degil yazinin tamami. Yani benim entellektuel emegin somurusunden daha kastim su, bir dergi cikiyor ve derginin icinde bir bolum guzel bir bicimde bloglardan alinan metinlere ayrilmis. Birisi, bu bloglari okuyup uzerine bir yazi yazmis olsaydi ve alinti yapmis olsaydi bu sizin (entellektuel) emeginiz olurdu. Ama burda yazinin tamami sanki ben anlasmisim gibi orda. Reklam isteyip istemedigine de baskasinin yerine karar vermis oluyorsunuz. Kaldi ki ben blogda bir zaman sonra istedigim yazimi silebilirim kaldirabilirim ama dergide kalicilasiyor, anlatabiliyormuyum... Meselemiz bu degil gercekten, sesimin tonu sinirli cikiyor olabilir lutfen bunu uzerinize almayin bu cok daha genel ve dolayli bir problemin parcasi ve yalnizca yazar olarak degil -hatta daha fazla- sanatci olarak da cokca karsilastigim, iyi tanidigim bir problem.

Is ariyorum ve sanatci/yazar olarak duzenli bir maas almayan birisiyim, dogal olarak emegimin karsiligi ve cabalarim hep guvensiz bir zeminde yuruyor. Kultur-sanat alanindaki yaratici insanlarin genel sorunu da bu olmus oluyor. Bilmem anlatabiliyor muyum?

Su an paraya ihtiyacim oldugu ve yazar olarak desteklenmem icin mi? Yoksa gercekten yazimin yayinlanmasinin karsiliginda dogal olarak yazara odenmesi gerekli ucret mi? emin olamayabilirsiniz...
Iste problem tam da budur.

Hatta biraz daha uzatayim, bircok is de bedava emek harcanir ancak bu gonullu girisilen isler; destek olunmasi gereken yayinlar ve alternatif ufak olcekli vb.yayincilik girisimlerdir. 15 bin trajli bir dergiye yazar olarak destek vermemi anlamsiz buluyorum.

Zamaninizi aldigim icin uzgunum. Ancak dusuncelerimi aciklayabildigimi umuyorum.

Iyi calismalar,
E.

_____

Elmas Deniz
TC Is Bankasi
Vadesiz TL Hesabi
Hesap No: 3400 2373000
Sube: Izmir Merkez
Sube kodu: 3400

----



13.Ekim.2008 de Müjde hanımdan aldığım son mailde, Müjde hanım

"Internetteki yazi ve bilgi coplugu icinden okunmaya deger yazilari bulup cikartmak ve okurlara sunmak da bir emektir. Sunulan yazi sadece 1 ornektir. Arkasinda 170 sayfalik 1 de dergi var. Ama bu tartismayi uzatmak istemiyorum cunku siz bir tartisma yapmiyor kendi fikrinizi dayatiyorsunuz. Dergiye yazar olarak destek vermediniz, dergi olarak biz size destek verdik, bunu goremiyor olmaniza sasiriyorum" dedi ve bana karsi ne yasal ne de ahlaki bir sorumlulugu bulunmadığını belirten ve dolayisiyla telif yazmaya da gerek gormuyorum diye sona eren bir cevap verdi.


On 19.Eki.2008, at 17:33, Elmas wrote:

Merhaba Müjde Hanım,

İzniniz olursa ben bu yazışmalarımızı bloğumda yayınlamak istiyorum.

Şimdiden teşekkür ederim.

Sevgiler,
Elmas

Sistem dışının olanaksız olduğu tabusu, yorumlara cevaben.

Yorumlarınızdan da anlıyorum ki kişilerin sistemi tahayyül ediş biçimleri farklı farklı, bunun yanında sistem(ler)den bahsetmek de mümkün... Ortaya çıkardığı toplu ve kompleks, dile ilişkin veya kişilerin şimdiye kadar biriktirdikleri ile oluşan sistem veya iç ve dış tanımlarının farlılaştığını görüyorum. Ben neyi nasıl adlandırdığımızdan öte "aklın yolu birdir" diyorum. "Gerçek", görmek isteyen için herzaman apaçık ortadadır. Ona konulan isim ne olursa olsun.

Tabii ki benim sistem tahayyülüm güncel sanat ve özellikle "sanatçı" ile üretimini izleyen süreçler üzerinden deneyimlediğim bir bakış. Kurumlar, galeriler, küratörler, sanat organizasyonu ve yönetimi yapan kişiler, eleştirmenler, kolleksiyonerler ve izleyicilerden oluşan genişçe bir çevrenin sergilerin, fuarların ve bienallerin etrafında onaylar ve ezberler zincirini içine alan bir sistem. Zaman zaman uluslararası zaman zaman da yerel olanı kastediyorum. "Sanat eseri" yani üretim içeriğinden ziyade "sanatçı kişilik" burada anahtar.

Soruyu gündeme getirirken kafamdaki şeyler şunlardı:

Referansları hangi durumlarda ve ne şekilde kullandığımız ve neyi makul kılmak için kullandığımız. TABU mudur diye sormam da esasında buna dayanıyor. Akan suları durduran bir açıklamanın referansı olarak kullanıldığında bu bir tabudur. Daha doğrusu, otomatik ve tehlikelidir.
Değilse peki bu argüman neden üretildi o zaman?

Sistemi sorgulamak ve sistemdeki kirlenmenin nedenlerini bu bir tabu oldu dediğim noktada düğümlenmesi nedeniyle umursuyorum. Yani sistemin dışından mücadele edilemeyeceği inancı, en çok da sistemin bu güne kadar sınırlarında gezinen ve buradan konuşan insanların pragmatizmlerini, oportunizmlerini, revizyonizmlerini, yalanlarını, açıklarını "Justify" etmeye yariyor. Buna az yaratıcılık da denilebilir. Işte bu nedenle bir cümle ve bir kalıp olarak ama sistemin dışına çıkarsan yok olursunlarla, tehditin. Bu mecburiyetleri aklama aracı olarak kullanmanın kapatıcılığı. Bu mecburiyetler peki ne işe yarar? Sistemin dışından eleştirmek mumkun değildir argümanı neyi savunmaktadır? İşte bu nokta düşünüldüğünde bu argüman eş para etmezdir evet. İkna olmayacağım, reddediyorum ve hatta kafa tutuyorum.

"Auschwitz de yapılan deneyler sayesinde tıp çok ilerledi, bilim tarihi Auschwitz'e borçludur."
argümanını ele alalım. Bu düpedüz faşizmi makulleştiriyor. Kabul edilemez, reddedilecek bir argüman biçimi daha. Sonuç olarak sistem hakkında konuşmaya başladığımızda bir sürü iç ve dış tanımı çıktı ve yorumlarınıza çok teşekkür ederim. Ben de farkındayım sistemin zorlamalarının ama makulleştirmek için argümanların bu tarz kullanmasına katlanamıyorum.

Benim gözlemime göre günden güne sanatçıların standartlaşma, marka stratejileri gibi süper kapitalist sistemde gerekenleri yerine getirmeleri "yaratıcılıklarını" azalıyor. Bağımlı ve güvenli, yapıyor, ilgilendikleri konular "bağımsız ve güvensiz bir zemin" yanılsaması yapsa da görünen bu. (Sanatçının profesyonelleşmesi bu yüzden kötü, Pasif olması da ona keza, rezalet.)

---

Güncel sanat yapılan işin ufuklarını ve sınırlılıklarını ileriye taşıyabileceğimiz kuralsız ve geliştirilebilir bir zemindir, ben öyle tasavvur ediyorum. Neden belgesel yapmıyoruz da sanat yapıyoruz? Veya yazar olurdum ama birşeye "sanat" diyorsam içinde dolaştığım zihinsel alan genişler.

Pek tabi ki benim bu tartışmayı açma nedenim ve varacağım sonuç neydi?

Marcel Memed haklidir sistem bir iç ve dış tahayyülüyle vardır. Sanat bu alan içinde ilginç ve ilginç olmayan örneklerini üretir.

Sistemin tıkandığı nokta şu an sınır ihlallerinin "sınırlanması"dır diyerek, olayı özlenen "meta sınır ihlaline" taşıma isteği diyelim.

Hep varolan ve krize yol açtığını düşündüğüm. Neredeyse otomatikleşmiş olan. Ama sistemin dışına çıkarsan oradan etkili olamazsın yaklaşımının bir nevi "aklama" tekniğine dönüşmüş olması gerçeği.

Buna ek olarak da bazı şeyler söylenemiyor neden?

Sevgili bay perşembe, önemli bir noktaya değindi ya da yorumuyla değinmemi sağladı... "Güçsüz" olan kafa tutarsa buna hemen yakıştırmalar geliyor. Külliyen yanlış ve az düşünülmüş oluyorlar genelde. Hiyerarşik bir "dinleme" ve insan tasnif etme işlemini huy edinmiş bir kimse olayları değerlendirirken çoktan aşılması gereken (bence ortasınıf) engellere kafasını çarpar. Yani gözleri ve kulakları sadece iktidar saydığını görmeye ve kabul etmeye aklışlın kimse, yargılarını hazır kalıplar üzerine oturtunca bu paradigma sorun yaratır. Aslında reddeden birisi dışlanmış değildir. (Mesela yaygın olarak kabul görenin eleştirilmemesi de konuyla alakalıdır)
("içeri alınma parlama olabileceğigibi,dışında kalma tercihi de dışlanma ile sonuçlanabilir" demişsin. Dışta kalma isteği "dışlanma" yaratıyorsa zaten o sistem eğer bir sanat bağlantılı sistemse aşırı kirlenmiştir demeden de edemeyeceğim.)
Benim sistem dışı tarifime gelince; Geçerlilik/ Görünürlük / Desteklenme vasıflarını taşımayan olabilir. İşte burada ben feminist stratejileri anlamlı bulmaktayım. Blogların önemi yeniden. Sistemin parlak vaadlerine direnip kendi alanını açmak önemli. Tekrar meseleme dönersem ama counter-stratejileri kendine mal etmiş bir iktidar en tehlikelisi ve bu iktidarı paylaşanların en önemli argümanı da "sistem dışının olanaklı olmadığı". Bu bir sanatçı ise bir sorun var.

----

Sezgin ile konuşuyorduk. Liverpool da bir sergiye katılmayı reddettiğinden bahsediyordu. Bir müzede punkların eşyalarından oluşan bir enstelasyon istemişler. Yaşantılarını sunacak bir düzenleme... Adamların çok parası vardı dedi. Ben de sanat kurumlarını kastederek şöyle bir şey söyledim:
" Neden hep yanlış insanların parası oluyor?"
Stefan atladi: " That is what makes them wrong people." ( Onları yanlış kılan da bu)

Sistemin sınırları(dışı) vaadetmez. Alksine vermeyi, kararlılığı, açıklığı ve direnmeyi gerektirir.
Bizler sadece görünür olanı değerlendirmeye alabiliriz. Meseleyi ara ara yazacağım ama güncel sanat dediğimiz şey ve üzerine konuştuğumuz şey. Üretim üzerinden bakıldığında ancak sanatçıların katıldıkları sergileri görebiliyoruz ama sergi vb. reddetmelerin çetelesi yok. Üstelik bu reddetmeler hangi sergiye gidildiğinden daha anlamlı geliyor bana.Ben neyi istediğimi sınırlandıramam, bu sonsuz olasılıklar dünyasıdır ama ben neyi istemediğimi iyi bilirim.

Tüm bunların üzerine bir parça da Unabomber okuyalım diyorum.

----

Mesela benim Garanti Platformda bir studyom oldu bir süre. Kurumsallık eleştirisi olsaydı mesele, güncel sanat için orasının bir tekel oluşturduğu düşünülebilir di ama eleştirel düşüncenin etkili kullanıldığı bir kurum olarak bağımsız veya alternatif olduğu düşünülen mekanlarla karşılaştırıldığında daha çok risk alıyorsa, ben bu yaklaşıma önem veririm. Mesele kurum veya değil, sistemin içinde veya değil, güçlünün gücünü nasıl kullandığı. Aynı şekilde bakarsak güçsüzün güçlü olmak olabilmek için nasıl sisyeme uygunadım yürüdüğü, her türlü "kabul etme" mekanizmasını nasıl makulleştirdiği bağımsılzlığını tehdit eden bu süreçleri nasıl görmezdengeldiğini izleyebiliyoruz. Bunlar zaman zaman da -acıdır ki- görünmez süreçler.

Ozan K sana tamamen katılıyorum, biraradalık önermene ek olarak belkide sübjektif olana da alan veriyorum ben.

"Yumuşak bölgelerde, güvenli aralarda, kısa mesafelerde..." çok doğru. Buna sırtımı da dönebilirim ve dönebiliriz, görmezden geliriz. Geceriz...Ama öyle değil işte al sana de facto, ben de bu yüzden konuşuyorum. Ya da bu güvenli alanlarda güvensiz alanmış gibi yapılması -ki bazen bu kitlesel kabul de görüyor-. Yani insanın kral çıplak diye haykırmak istediği anlar bunlar.

Sistemin dışına doğru yürütülen her tür direniş tabiyatiyla merkeze çekiliyor ve bu da yeni dışarıların keşfini tetikliyor. Bu yüzden benim veya pek çoğumuzun ilgisini de bu sınırlardaki işler-kişiler çekiyor. İstanbul sanat ortamı mekanların artmasıyla çeşitlenecekmiş izlenimi verse de sanatçının seçtiği yol bu çeşitlenmenin ötesinde sistemin içine marulun göbeğine oturmuş sanatçı. İstanbul güncel sanatını ilginç kılan sistemin kıyılarında sırırlarda gezinebilme becerisi giderek ana akım bir güvenli bölge ve burada sistem dışını temsil etme sendromuna doğru gidiyor. Açık açık türkiyede güncel sanat köklerini çok başka bir yerden biçimlendiriyordu, şimdilerde bana bu sanatçı persona siliniyormuş gibi geliyor. Umarım yanılıyorumdur.

Korkarım dünya da da bu böyle.

Eleştirel düşünce kabul göreni tekrar düşünmeyi ve ezberlediklerimi dağıtmamı gerektiriyor. İşte bunu yaparken de gözlemlediğim birşey di bu sistem dışı tabusu, en az 5 konuşmada, en az 3 kitapta karşıma çıkan...

Yorumlara tekrar teşekkürler. Uzattım biraz hatta ordan oraya dağıldım daha da yazardım ama burda durayım. Yorum olarak basamadım çok uzun oldu bu yüzden yeni başlıkla yayınlıyorum.

Ozan K, Marcel Memed, Tufan Baltalar ve Bay Perşembe'nin yorumları için " Bu bir tabu mudur?" yorumlar bölümü.

Bu bir tabu mudur?

Sistemin dışına çıkarsan sistemi eleştiremeyeceğini söylemek. Yeterince rahatsız edici adi bir "kültür" yaratmadı mı? Şöyle ki etrafıma bakınınca olanca özgürlükler içinde karşıma çıkan tabunun, kalan tabular içinde, en büyük ve kabul gören tabunun bu olduğunu görüyorum. Yani- hepimizin sistem ile sorunları bulunduğunu- düşününce bana sistem dışına çıkmak daha "mantıklı" görünüyor.

Sistem dışına çıkıp buradan direnmenin olanaklı olmadığı fikri nasıl bir fikirdir?

Tartışmaya açıyorum...

İkna edilmeye ihtiyacım var.

Küçük not: Böyle cok genel oldu farkındayım, nerelerden geldiğimi yazacağım...

Comittee to protect bloggers



Link'i solda bulabilirsiniz.

Tabi türkiyedeki internet sansüründen öte, Myanmar ve Burmadaki tutuklanan bloggerlar sözkonusu...

Search This Blog