Sulukule için. Başka Bir Çözüm Mümkün / İmza Kampanyası.
http://www.baskabircozummumkun.blogspot.com/
Kırık spagetti, sanat,mevsim
Kırıyoruz.
Erişte gibi olsun diye.
Hem özelliğini bozuyoruz kendisi olamaz artık
hem de istediğimize dönüşmüyor
asıl hiç böyle yapır.
Bu nacisane şiirimin aşağıdaki yazıyla alakasını kurmayalım lütfen, yok çünkü.
----
Five international video artists show works focusing on the body/ wide spread myths of today's culture / endless flows of images that remould today's international geopolitical issue/not-for-profit organisation promoting contemporary art / within current cultural production and exploring their role within mainstream media and activism / aimed at contributing to activate the public space
e-flux'dan gelen duyurulardan gelişigüzel seçtiğim cümleler.http://www.e-flux.com/ Meselem e-flux değil, ordan derlemek kolay diye yararlandım. Ama meselem flux...hem de özetimsi kısaltılmış ve aynılaşmış yapısı.
...
Sanat için Dev gibi külliyatlar, kitaplar, araştırmalar, yorumlar, güncel dünya meseleleri, birçok insanın günlerce emeği, depresyonları bir-iki kelimeyle bir bültende özetleniyor ne güzel. Ama her farklı şey için aynı kelime dağarcığı savrulunca da hakkınca ifade etme iletişime geçme sorunları doğuyor. Ya da ben artık ayırd edemiyorum.
Güncel sanatın halleri. Bir 'öncelik-sonralık' ilişkisi kaymış, bir fazla akıllıklık sarmış ki, rahat olmak mümkün değil. Yani sanki herşey böyle; henüz olmadan önce biliniyormuş gibi...
Öncelik sonralık şöyle ki, biz önce bir eylem gösteririz, bir konu konsept etrafında derdimizi görünür kılacak işimize yarayan anlamlı bir dizi eylemdir bunlar. Sergi yapmak, konser yapmak gibi... Mesela bir "yazarlık toplantısı" yapıyoruz bir kahvede, mesela davet ettiğimiz mahalleliyle bu işin yapılmasından önceki planlar işin maksimum düzgünlükte yapılmasını sağlar, bu açıdan önemlidir bu çalışma. Ama önce hesap edilen bunun güncel sanat bağlamında nasıl bir zemine oturacağı olunca işte orada deneyimlemeden adlandırma sorunları çıkıyor. Hatta kendi elinle projenin olası açılımlarını da baltalıyorsun zaten, bunun duyurusunu da kalıba döküyorsun... Veya işte bir sanat mekanın daha ilk tecrübesinde kendisini alternatif addedmesi gibi. Ama bu sonraki süreclerde değerlendirilmesi gerekirken önceden daha başlangıçta vurgulanıyor. Zira tüketecek kitlenin beklentisi de, algısı da biliniyor. Sonra yapılması gereken değerlendirme önce yapılıyor, sonraya da pek bisey kalmiyor haliyle. Sanat eleştirisinin kendine bir yol bulması lazım geliyordu o biraz eksik kaldı. Galiba ondan böyle sonuçlar oluştu.
İstanbul'da veya herhangi bir yerde bir sanat oluşumu sözkonusu olduğunda, bir dizi gizli bir uyulacak kurallar ve yapılması gerekenler listesi var. Zaruri olanlar bir tarafa bir kısmı da ezbere bunların. İşte ezber olanlar da hikayelerin yaşamasına, birşeylerin farklılaşmasına izin vermiyor, nefes aldırmıyor.
Galiba en iyisi güncel sanat bağlamından koşarak uzaklaşmak.
Sanat "profesyonel" üretilince tadı hepten kaçıyor. Herhangi bir meslek alanında profesyonellik, o alanın ürettiği bilgi dağarcığına hakimiyeti ve önemli sayılan değerlerin tahahüdünü kabul etmek oluyor. Bu uygun değil işte. Dolayısıyla sanatın sunum biçimleri de bu profesyonelleşmeden dolayı çeşitliliğini yitiriyor. Belki de sanatın kullandığı eşyalar; segileme şekilleri, iyi tasarımlar, açıklayıcı metinler, fazla kullanılmaktan anlamını iyiden iyiye kaybeden tek tek kavramlar veya basın bültenlerinin, herşeyin derece derece homojenleşmesindedir sorun bilemiyorum. Sanatın tüketilme şekli de sıkıcılaştı belki. Hani böyle sektörün genel görsel dili/tavrı da mı sıkıcılaştı?
Kim dedi şimdi hatırlamıyorum,tamam Eray (Makal) dedi, bunların üzerine "vasatlık" sorunu var çağın.
İşte herneyse, sanat alanındaki bu son derece bilinçlilik-profesyonellik hali beni bu bilinçle yapılmayan kendiliğinden gelişen faaliyet alanları ve gruplara ulaşma hissimi tetikliyor. Naiflik aramıyorum tabii ki, ama kendiliğindenlik belki... Kendimi de diğer güncel sanat insanlarını da değişken bağlamlarda "tutuk" buluyorum. Zira tehlikeli alandayız, kendini "en açık görüşlüler" safhında görmek, sanki görüşleri daraltırmış gibi seziyorum. Hani körleşiyormuyuz acaba, hani toplu olarak birbirimizin dilini onaylayıp yuvarlayıp başka yörünge dışı olasılıkları bu yollla kapatıyormuyuz. Acaba?
Birbirimizi iyi anlıyor olamak iyi ve ancak bilerek ortak bir dili paylaşmakla mümkün, ama bu ortak dile ait olmayanıüretmek ya da anlamaya çalışmak- bu yuvarlamalarla çerçeveleniveriyor.
Tahlil, tehşis, yorum nereye kadar tabi ama tüm bunları yazmak, harekete doğru itiyor insanı. Memnunum.
...
Mevsim dönüşümlerini hep çok sevdim. İlk swetshirt giyme anı, şort üzerine uzunkollu ceket akşamüzeri birden başka mevsimden hatta iklimden gelmiş bir serinlik. Nedense yaz sonu hüzünlü olduğu söylenir, ben hep "tam zamanında" yazın bittiğini düşündüm. Bilmiyorum, belkide mevsimler benim herseyi boyle toptan -ancak tartılır bir tarafı varsa- anlayabilen kafama uygun. Güneş doğup batıyor ya günleri anlıyorum, hava sıcaklığı değişiyor mevsimleri de anlıyorum. Haftalara ve aylara bu nedenle kayıtsızım. Hafif serinlik var. Yapraklar sallanıyor dışarıda, hafif bir rüzgar. Neyseki hala mevsimler var.
Elimizde olmadan gelişen herşeyin varlığı beni sevindiriyor.
...
Gouk. guk guk gu guk. uk. ukk.uk!
Mutfak penceresinde bir cift, bir cift de balkonumda yasiyor, eder dört kuş. Bildigin sohbet/muhabet kaynatiyorlar tüm gün.. Arada duyduğum diğer sesleri tarif edeyim, akşamüzeri disardan aneeeeee! annneeee' diye bagiran zannedersem iki yıla sokakta oynamayi birakip, iç mekanda korkunc ergen kavgalarına baslayacak bir çocuk sesi, arka tarafta komsular cesitleniyor ama ses yok pek. Günde herkesin yuksek sesle bir-iki şarkı dinleme hakki var, herkes ve ben de bu gizli kurala uyuyorum, pek saygili pek hoş. Boylece birisi komsularimdan iki Air sarkisi patatiyor, kibariyeciler tasindi onlar bu ritueli hergun yaparlardi, bir tane genc var Beybiiie beybiiieee diye dans ediyor olmalı salon halısı üzerinde. Ben hep başka birşeyler dinliyorum. Etrafta -tek korkum olan- uzaktan gelen televizyon sesi yok buna çok memnunum. Çan sesi, aralarda ezan. Sesizlik oldu mu guzel oluyor. Taksimin duyulan kaynagi belirsiz gurultusu, uzaktan aslında duyulmayan ama hissedilen uguldaması yok.
Kuşlar var kuşlar!
Daha ne olsun.
-uk guk gu kgu.
-guuuk uk.
-peki
...

Kaşıkla yenebilsin diye spagettileri kırmak bulunduğumuz coğrafyada yaygın görülen bir adettir, margarinle makarna pişirmeyi de yine onlar buldular.
Erişte gibi olsun diye.
Hem özelliğini bozuyoruz kendisi olamaz artık
hem de istediğimize dönüşmüyor
asıl hiç böyle yapır.
Bu nacisane şiirimin aşağıdaki yazıyla alakasını kurmayalım lütfen, yok çünkü.
----
Five international video artists show works focusing on the body/ wide spread myths of today's culture / endless flows of images that remould today's international geopolitical issue/not-for-profit organisation promoting contemporary art / within current cultural production and exploring their role within mainstream media and activism / aimed at contributing to activate the public spacee-flux'dan gelen duyurulardan gelişigüzel seçtiğim cümleler.http://www.e-flux.com/ Meselem e-flux değil, ordan derlemek kolay diye yararlandım. Ama meselem flux...hem de özetimsi kısaltılmış ve aynılaşmış yapısı.
...
Sanat için Dev gibi külliyatlar, kitaplar, araştırmalar, yorumlar, güncel dünya meseleleri, birçok insanın günlerce emeği, depresyonları bir-iki kelimeyle bir bültende özetleniyor ne güzel. Ama her farklı şey için aynı kelime dağarcığı savrulunca da hakkınca ifade etme iletişime geçme sorunları doğuyor. Ya da ben artık ayırd edemiyorum.
Güncel sanatın halleri. Bir 'öncelik-sonralık' ilişkisi kaymış, bir fazla akıllıklık sarmış ki, rahat olmak mümkün değil. Yani sanki herşey böyle; henüz olmadan önce biliniyormuş gibi...
Öncelik sonralık şöyle ki, biz önce bir eylem gösteririz, bir konu konsept etrafında derdimizi görünür kılacak işimize yarayan anlamlı bir dizi eylemdir bunlar. Sergi yapmak, konser yapmak gibi... Mesela bir "yazarlık toplantısı" yapıyoruz bir kahvede, mesela davet ettiğimiz mahalleliyle bu işin yapılmasından önceki planlar işin maksimum düzgünlükte yapılmasını sağlar, bu açıdan önemlidir bu çalışma. Ama önce hesap edilen bunun güncel sanat bağlamında nasıl bir zemine oturacağı olunca işte orada deneyimlemeden adlandırma sorunları çıkıyor. Hatta kendi elinle projenin olası açılımlarını da baltalıyorsun zaten, bunun duyurusunu da kalıba döküyorsun... Veya işte bir sanat mekanın daha ilk tecrübesinde kendisini alternatif addedmesi gibi. Ama bu sonraki süreclerde değerlendirilmesi gerekirken önceden daha başlangıçta vurgulanıyor. Zira tüketecek kitlenin beklentisi de, algısı da biliniyor. Sonra yapılması gereken değerlendirme önce yapılıyor, sonraya da pek bisey kalmiyor haliyle. Sanat eleştirisinin kendine bir yol bulması lazım geliyordu o biraz eksik kaldı. Galiba ondan böyle sonuçlar oluştu.
İstanbul'da veya herhangi bir yerde bir sanat oluşumu sözkonusu olduğunda, bir dizi gizli bir uyulacak kurallar ve yapılması gerekenler listesi var. Zaruri olanlar bir tarafa bir kısmı da ezbere bunların. İşte ezber olanlar da hikayelerin yaşamasına, birşeylerin farklılaşmasına izin vermiyor, nefes aldırmıyor.
Galiba en iyisi güncel sanat bağlamından koşarak uzaklaşmak.
Sanat "profesyonel" üretilince tadı hepten kaçıyor. Herhangi bir meslek alanında profesyonellik, o alanın ürettiği bilgi dağarcığına hakimiyeti ve önemli sayılan değerlerin tahahüdünü kabul etmek oluyor. Bu uygun değil işte. Dolayısıyla sanatın sunum biçimleri de bu profesyonelleşmeden dolayı çeşitliliğini yitiriyor. Belki de sanatın kullandığı eşyalar; segileme şekilleri, iyi tasarımlar, açıklayıcı metinler, fazla kullanılmaktan anlamını iyiden iyiye kaybeden tek tek kavramlar veya basın bültenlerinin, herşeyin derece derece homojenleşmesindedir sorun bilemiyorum. Sanatın tüketilme şekli de sıkıcılaştı belki. Hani böyle sektörün genel görsel dili/tavrı da mı sıkıcılaştı?
Kim dedi şimdi hatırlamıyorum,tamam Eray (Makal) dedi, bunların üzerine "vasatlık" sorunu var çağın.
İşte herneyse, sanat alanındaki bu son derece bilinçlilik-profesyonellik hali beni bu bilinçle yapılmayan kendiliğinden gelişen faaliyet alanları ve gruplara ulaşma hissimi tetikliyor. Naiflik aramıyorum tabii ki, ama kendiliğindenlik belki... Kendimi de diğer güncel sanat insanlarını da değişken bağlamlarda "tutuk" buluyorum. Zira tehlikeli alandayız, kendini "en açık görüşlüler" safhında görmek, sanki görüşleri daraltırmış gibi seziyorum. Hani körleşiyormuyuz acaba, hani toplu olarak birbirimizin dilini onaylayıp yuvarlayıp başka yörünge dışı olasılıkları bu yollla kapatıyormuyuz. Acaba?
Birbirimizi iyi anlıyor olamak iyi ve ancak bilerek ortak bir dili paylaşmakla mümkün, ama bu ortak dile ait olmayanıüretmek ya da anlamaya çalışmak- bu yuvarlamalarla çerçeveleniveriyor.
Tahlil, tehşis, yorum nereye kadar tabi ama tüm bunları yazmak, harekete doğru itiyor insanı. Memnunum.
...
Mevsim dönüşümlerini hep çok sevdim. İlk swetshirt giyme anı, şort üzerine uzunkollu ceket akşamüzeri birden başka mevsimden hatta iklimden gelmiş bir serinlik. Nedense yaz sonu hüzünlü olduğu söylenir, ben hep "tam zamanında" yazın bittiğini düşündüm. Bilmiyorum, belkide mevsimler benim herseyi boyle toptan -ancak tartılır bir tarafı varsa- anlayabilen kafama uygun. Güneş doğup batıyor ya günleri anlıyorum, hava sıcaklığı değişiyor mevsimleri de anlıyorum. Haftalara ve aylara bu nedenle kayıtsızım. Hafif serinlik var. Yapraklar sallanıyor dışarıda, hafif bir rüzgar. Neyseki hala mevsimler var.
Elimizde olmadan gelişen herşeyin varlığı beni sevindiriyor.
...
Gouk. guk guk gu guk. uk. ukk.uk!
Mutfak penceresinde bir cift, bir cift de balkonumda yasiyor, eder dört kuş. Bildigin sohbet/muhabet kaynatiyorlar tüm gün.. Arada duyduğum diğer sesleri tarif edeyim, akşamüzeri disardan aneeeeee! annneeee' diye bagiran zannedersem iki yıla sokakta oynamayi birakip, iç mekanda korkunc ergen kavgalarına baslayacak bir çocuk sesi, arka tarafta komsular cesitleniyor ama ses yok pek. Günde herkesin yuksek sesle bir-iki şarkı dinleme hakki var, herkes ve ben de bu gizli kurala uyuyorum, pek saygili pek hoş. Boylece birisi komsularimdan iki Air sarkisi patatiyor, kibariyeciler tasindi onlar bu ritueli hergun yaparlardi, bir tane genc var Beybiiie beybiiieee diye dans ediyor olmalı salon halısı üzerinde. Ben hep başka birşeyler dinliyorum. Etrafta -tek korkum olan- uzaktan gelen televizyon sesi yok buna çok memnunum. Çan sesi, aralarda ezan. Sesizlik oldu mu guzel oluyor. Taksimin duyulan kaynagi belirsiz gurultusu, uzaktan aslında duyulmayan ama hissedilen uguldaması yok.
Kuşlar var kuşlar!
Daha ne olsun.
-uk guk gu kgu.
-guuuk uk.
-peki
...

Kaşıkla yenebilsin diye spagettileri kırmak bulunduğumuz coğrafyada yaygın görülen bir adettir, margarinle makarna pişirmeyi de yine onlar buldular.
The Good Life
Carlos Motta, The Good Life: http://la-buena-vida.info
An online video archive and research area about the public perception of
democracy and U.S. foreign policy in Latin America initiated by Carlos Motta
and commissioned by Art in General
Website and Publication Launch: Friday, September 26, 6:30-8:30pm
Panel Discussion: "Democracy and Burocracy" with Eva Díaz,
Carla Herrera-Prats, Tim Rollins and Nato Thompson. Friday October 24, 6:30pm
Art in General, 79 Walker St., New York
More info: http://www.artingeneral.org/projects/431
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Democracy in America: Convergence Center at The Park Avenue Armory
Organized by Creative Time, curated by Nato Thompson
September 21-27, 2008
Opening Reception: Sunday, September 21, 2-10 pm
643 Park Ave. between 66 &67 St.
For list of participating artists, events and details:
http://www.creativetime.org/programs/archive/2008/democracy/convergence.php
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
The Greenroom: Reconsidering the Documentary in Contemporary Art
Curated by Maria Lind. CCS Galleries and Hessel Museum of Art, Bard College
September 27, 2008 - February 1, 2009
Opening: Saturday, September 27, 12pm
For list of participating artists, events and details:
http://www.bard.edu/ccs/exhibitions/sites/exhibition.php?g=788086&type=1
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Smack Mellon Open Studios:
Artists: Chitra Ganesh, Wayne Hodge, Jennie C. Jones,
Emcee C.M., Master of None, Carlos Motta and Ginger Brooks Takahashi
Open Studios: September 27 & 28, 2008, 12-6pm
92 Plymouth Street, Brooklyn
For details:
http://smackmellon.org/curstud.html
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ours: Democracy in the Time of Branding
Curated by Carin Kuonic and Marisa Olson
Vera List Center for Art and Politics at The Sheila C. Johnson Design Center at Parsons
Fifth Avenue at 13 St. October 15, 2008 through January 30, 2009.
Opening: Wednesday October 15, 6-8pm
For list of participating artists, events and details:
http://www.newschool.edu/johnsondesigncenter/subpage.aspx?id=14434
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Out of the U.S.:
The Young and Evil
Organized by tank.tv and Tate Modern, curated by Stuart Comer
Screening: Saturday, September 20, 7-8:30pm
Starr Auditorium Tate Modern, London
For list of participating artists, events and details:
http://www.tate.org.uk/modern/eventseducation/film/15715.htm
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Art, Activism and Politics (Program# 5)
European Social Forum
Programed by Michelle Masucci and Jesper Nordahl
Screening: September 17-21, 5-9pm, daily
Mitt Möllan, Claesgatan 8, Malmö, Sweden
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Alternating Beats
Curated by Zeljka Himbele
Museum of Art, Rhode Island School of Design, Spalter Media Gallery
October 17, 2008- February 15, 2009
For list of participating artists and details:
http://www.risd.edu/museum.cfm
An online video archive and research area about the public perception of
democracy and U.S. foreign policy in Latin America initiated by Carlos Motta
and commissioned by Art in General
Website and Publication Launch: Friday, September 26, 6:30-8:30pm
Panel Discussion: "Democracy and Burocracy" with Eva Díaz,
Carla Herrera-Prats, Tim Rollins and Nato Thompson. Friday October 24, 6:30pm
Art in General, 79 Walker St., New York
More info: http://www.artingeneral.org/projects/431
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Democracy in America: Convergence Center at The Park Avenue Armory
Organized by Creative Time, curated by Nato Thompson
September 21-27, 2008
Opening Reception: Sunday, September 21, 2-10 pm
643 Park Ave. between 66 &67 St.
For list of participating artists, events and details:
http://www.creativetime.org/programs/archive/2008/democracy/convergence.php
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
The Greenroom: Reconsidering the Documentary in Contemporary Art
Curated by Maria Lind. CCS Galleries and Hessel Museum of Art, Bard College
September 27, 2008 - February 1, 2009
Opening: Saturday, September 27, 12pm
For list of participating artists, events and details:
http://www.bard.edu/ccs/exhibitions/sites/exhibition.php?g=788086&type=1
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Smack Mellon Open Studios:
Artists: Chitra Ganesh, Wayne Hodge, Jennie C. Jones,
Emcee C.M., Master of None, Carlos Motta and Ginger Brooks Takahashi
Open Studios: September 27 & 28, 2008, 12-6pm
92 Plymouth Street, Brooklyn
For details:
http://smackmellon.org/curstud.html
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ours: Democracy in the Time of Branding
Curated by Carin Kuonic and Marisa Olson
Vera List Center for Art and Politics at The Sheila C. Johnson Design Center at Parsons
Fifth Avenue at 13 St. October 15, 2008 through January 30, 2009.
Opening: Wednesday October 15, 6-8pm
For list of participating artists, events and details:
http://www.newschool.edu/johnsondesigncenter/subpage.aspx?id=14434
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Out of the U.S.:
The Young and Evil
Organized by tank.tv and Tate Modern, curated by Stuart Comer
Screening: Saturday, September 20, 7-8:30pm
Starr Auditorium Tate Modern, London
For list of participating artists, events and details:
http://www.tate.org.uk/modern/eventseducation/film/15715.htm
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Art, Activism and Politics (Program# 5)
European Social Forum
Programed by Michelle Masucci and Jesper Nordahl
Screening: September 17-21, 5-9pm, daily
Mitt Möllan, Claesgatan 8, Malmö, Sweden
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Alternating Beats
Curated by Zeljka Himbele
Museum of Art, Rhode Island School of Design, Spalter Media Gallery
October 17, 2008- February 15, 2009
For list of participating artists and details:
http://www.risd.edu/museum.cfm
Errorist in Taiwan (Taipei Biennial 08) + Etcetera… Anthology exhibition (MAC Chile)
Eroristas' tan son işler, Taipei Bienali ve MAC-Santiago de Chile sergileri. Yanılmıyorsam imajlar sırasıyla MAC-Santiago Chile, Taipei Bienali ve yine Taipei bienalinin parçası olan Oliver Ressler'in küratörlüğünde yapılan sergiden.

.jpg)

“Etcetera… Etcetera…” the Anthology Exhibition about the 10 years of Etcetera…
is now in the MAC in Santiago de Chile
Curators: Manray Hsu - Vasif Kortun
“We are all errorist”- Following with the viral expansion of the errorism around the world , here you can see the Installation made by some members of the International Errorist from Asia and South America.
http://www.taipeibiennial.org/TBArtists/ArtistContent.aspx?Language=2&cid=36
“To Eat, To Create!”- Also in the second floor of the same Biennial, in the section curated by the artist Oliver Ressler “A World Where Many Worlds Fit” : The installation with two of the most remembered actions made by the collective Etcetera…around 2001 , the times of the big social and economical crisis in Argentina “A comer!” and “El Mierdazo”.
http://www.taipeibiennial.org/TBArtists/ArtistContent.aspx?Language=2&cid=9

.jpg)

MAC in Santiago de Chile
“Etcetera… Etcetera…” the Anthology Exhibition about the 10 years of Etcetera…
is now in the MAC in Santiago de Chile
Taipei Bienale 2008, Taiwan
Curators: Manray Hsu - Vasif Kortun
“We are all errorist”- Following with the viral expansion of the errorism around the world , here you can see the Installation made by some members of the International Errorist from Asia and South America.
http://www.taipeibiennial.org/TBArtists/ArtistContent.aspx?Language=2&cid=36
“To Eat, To Create!”- Also in the second floor of the same Biennial, in the section curated by the artist Oliver Ressler “A World Where Many Worlds Fit” : The installation with two of the most remembered actions made by the collective Etcetera…around 2001 , the times of the big social and economical crisis in Argentina “A comer!” and “El Mierdazo”.
http://www.taipeibiennial.org/TBArtists/ArtistContent.aspx?Language=2&cid=9
Labels:
Bienal,
Erorists,
Güncel Sanat
Fikri bastırılmış nesiller nasıl yaratılır?
“Bütün üniversitelerimizde birbirine saygı çerçevesinde en aykırı fikirler dahil serbestçe yer bulabilmeli. Üniversitenin her bir ferdi özgür düşünceyi serbestçe ifade edebilmeli”
“Hükümet olarak şuna bütün kalbimizle inanıyorum. Üniversiteler, eleştirel aklın, özgür düşüncenin evi, yuvası olmalıdır. Fikirlerin en ölçülü ve en demokratik biçimde ifade edilebildiği, saygı gördüğü bir üniversite ortamından hiç kimse rahatsız olamaz, rahatsız olmaya da hakkı yoktur. Bütün üniversitelerimizde birbirine saygı çerçevesinde en aykırı fikirler dahil serbestçe yer bulabilmeli, serbestçe tartışılabilmelidir. Yeter ki hakaret içermesin. Öğretim elemanlarımız da hiçbir kaygı, hiçbir endişe taşımadan görüşlerini ifade edebilmelidir. Eleştirme, inceleme, araştırma, sorgulama, tetkik etme, düşünce özgürlüğünün temelidir, özgürlük için düşüncenin gelişmesinin önşartıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği gibi fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmek durumundayız. Farklılıklarımızı bir zenginlik olarak gördüğümüz sürece dinamizmimizi artırabiliriz.”
Yukarıdaki sözler Başbakan Erdoğan' ın İTÜ açılış konuşmasından alıntıdır. Tam bu sırada dışarıda İTÜ öğrenci kolektifi ve TKP' li öğrenciler yaka paça gözaltına alınıyor, rektörü protesto ederlerken. AYKIRI FİKİRLERİ SEBEBİYLE.
Başbakan Erdoğan'ı kınıyorum şiddetle. Kendisi bir "dil" katili. Hayata en haysiyetsiz şey herhalde bu duruma düşmek olsagerek. Sen bir konuşma yap halka, birşeyler anlat, dediklerinin yalan olduğu hemen kapının önünde görülsün.
Yazıda bold yaptıklarım, yorum gerektiren kısımları vurguluyor.
301'den meseleye aşinayız.
“Hükümet olarak şuna bütün kalbimizle inanıyorum. Üniversiteler, eleştirel aklın, özgür düşüncenin evi, yuvası olmalıdır. Fikirlerin en ölçülü ve en demokratik biçimde ifade edilebildiği, saygı gördüğü bir üniversite ortamından hiç kimse rahatsız olamaz, rahatsız olmaya da hakkı yoktur. Bütün üniversitelerimizde birbirine saygı çerçevesinde en aykırı fikirler dahil serbestçe yer bulabilmeli, serbestçe tartışılabilmelidir. Yeter ki hakaret içermesin. Öğretim elemanlarımız da hiçbir kaygı, hiçbir endişe taşımadan görüşlerini ifade edebilmelidir. Eleştirme, inceleme, araştırma, sorgulama, tetkik etme, düşünce özgürlüğünün temelidir, özgürlük için düşüncenin gelişmesinin önşartıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği gibi fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmek durumundayız. Farklılıklarımızı bir zenginlik olarak gördüğümüz sürece dinamizmimizi artırabiliriz.”
Yukarıdaki sözler Başbakan Erdoğan' ın İTÜ açılış konuşmasından alıntıdır. Tam bu sırada dışarıda İTÜ öğrenci kolektifi ve TKP' li öğrenciler yaka paça gözaltına alınıyor, rektörü protesto ederlerken. AYKIRI FİKİRLERİ SEBEBİYLE.
Başbakan Erdoğan'ı kınıyorum şiddetle. Kendisi bir "dil" katili. Hayata en haysiyetsiz şey herhalde bu duruma düşmek olsagerek. Sen bir konuşma yap halka, birşeyler anlat, dediklerinin yalan olduğu hemen kapının önünde görülsün.
Yazıda bold yaptıklarım, yorum gerektiren kısımları vurguluyor.
301'den meseleye aşinayız.
U-Turn/ Tanklove
Labels:
Güncel Sanat,
Köken Ergun,
Tanklove,
U-turn
Hakkarim Net
Leyla Zana'nın mecliste cesurca Kürtçe yemin ettiği ve bu yüzden içeri girdiği dönemi hatırlıyorum. Bu kararlı ve o zamanki şartlarda mesajı dolaysız olan bu harteketine karşılık bu gün gazetede gördüğüm( Radikal) bu üretilen politika hiç hoşuma gitmedi. İlerletildiğinde bu bakışın nasıl bir milliyetçilik türeteceğini anlamak canımı sıktı.
Hem Kürt hem de Türk milliyetçiliğine yatırım.
Anadilde eğitim için miting yapılması önemli çok çok önemli, ama beni şaşırtan Batman'daki bu mitingde Kürtlere "Türkçe gazete okumamalarını ve Türkçe televizyon kanallarını izlememelerini" söylemesi oldu. "Kürtçeden başka bir dilde mecbur kalmadıkça konuşmamak" da ne kadar sorunun çözümüne yönelik, anlayamadım?
Oysaki esas Kürtçe konusunda bilinç geliştirmesi gereken Türklere yönelik bir çalışma yapılması gerekiyor. Türkiye'de büyük bir kitle tarafından Kürtçe bir "dil" olarak görülmüyor maalesef. Kürtçe daha çok bir "ülke bölme aracı" olarak tahayyül ediliyor, şimdi bu görüşe kabartma tozu ekmenin hiçkimseye faydası yok. Önermeyi anlıyorum, ama mevcut şartlarda bu politika sanki gerçekten Kürtçenin geliştirilmesine hizmet etmektense, daha çok Türkçe konuşan büyük çoğunluğu düşman etmeye yarıyor. Yetmiyormuş gibi bu açıklamanın üzerinden düşmanlık üretilmesine araç olmak, bu fena. Üretilen politika kısaca tehlikeli birtakım karşı karşıya gelmeleri doğuracak faşizan bir önerme. Bir kere bir şeyi yapma! demek ne kadar özgürlükçü, özgürlük ararken.
Diğer taraftan geçmişte daha yoğun olmak üzere yaşanan, bir tek kendi anadilini bilen-konuşan ama egemen otoritenin dilinden mahrum olanların politik katılımcılığının sekteye uğraması meselesi var. Oy kullanamıyor, devlet dairesinde resmi hiçbir alanda varlık gösteremiyorsun yanlızca Kürtçe biliyorsan. Türkçeyi kullanamamanın bu vahim sonucu, devlet tarafından yoğunlukla Kürt nüfusun olduğu bölgelere sistematik olarak gösterilen adaletsiz yaklaşımın, zaten ülke genelinde problem olan eğitime yatırımın bu bölgelerdeyse iyice eksik olmasının sonucuydu. Bu şimdilerde o denli sorun değil sanıyorum.
Olabildiğince Kürtçe konuşmaya ve gençlerin kürtçe öğrenmelerinin gerekliliğinden bahsetse... Kürtçe çıkan yayınları almaları ve okumalarında ısrar etse, kürtçe için uygulanan sansüre karşı birlikte hareket etmeyi önerse mesela ne kadar yerli yerinde olurdu? Yasaklardan dolayı yazılı metin üretiminde yetersiz kalmış bir dil Kürtçe. Bir sürü çaba var yayınevleri kitaplar dergiler... Anadilini korumanın ve gelişmesine destek vermenin yolu bir diğer dile yasak önermesiyle mümkün değil.
Bunun dışında sansürün özellikle de kürt yayıncılığına karşı devletin tutumu ortada buna karşı ne yapılabiliri birlikte düşünmek gerekiyor belkide.
İlköğretim ders kitaplarına konulacak* bir tane kürtçe metin değiştirebilir birçok şeyi. Mem Ü Zin mesela. Karşılıklı iki sayfa bir sayfa kürtçe diğeri türkçe çevirisi. Sınıfta Kürtçe okuyabilen birisi varsa o okur olmassa türkçesi incelenir. En azından başlangıç olarak Ingilizce, Fransızca gibi Kürtçe olur ufak yaşta insanın kafasında.
Kürtçeyle ilgili esas sorun, Türklerin bakış açısı.
---
* Bu ders kitaplarından öncelikle çıkması gerekenler var gerçi.
Kürtçe-Türkçe Sözlük:
http://www.enstituyakurdi.org/modules.php?name=News&file=article&sid=14
http://www.hakkarim.net/cgi-bin/yenisozluk.cgi/goster#%FCst
http://www.kars36.com/ferheng/
ilgili haberler:
http://www.taraf.com.tr/haber.asp?id=16663
http://www.taraf.com.tr/haber.asp?id=16737
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=898155&CategoryID=78
http://www.diyarbakirsoz.com/haberdetay.asp?NewsId=12212
Hem Kürt hem de Türk milliyetçiliğine yatırım.
Anadilde eğitim için miting yapılması önemli çok çok önemli, ama beni şaşırtan Batman'daki bu mitingde Kürtlere "Türkçe gazete okumamalarını ve Türkçe televizyon kanallarını izlememelerini" söylemesi oldu. "Kürtçeden başka bir dilde mecbur kalmadıkça konuşmamak" da ne kadar sorunun çözümüne yönelik, anlayamadım?
Oysaki esas Kürtçe konusunda bilinç geliştirmesi gereken Türklere yönelik bir çalışma yapılması gerekiyor. Türkiye'de büyük bir kitle tarafından Kürtçe bir "dil" olarak görülmüyor maalesef. Kürtçe daha çok bir "ülke bölme aracı" olarak tahayyül ediliyor, şimdi bu görüşe kabartma tozu ekmenin hiçkimseye faydası yok. Önermeyi anlıyorum, ama mevcut şartlarda bu politika sanki gerçekten Kürtçenin geliştirilmesine hizmet etmektense, daha çok Türkçe konuşan büyük çoğunluğu düşman etmeye yarıyor. Yetmiyormuş gibi bu açıklamanın üzerinden düşmanlık üretilmesine araç olmak, bu fena. Üretilen politika kısaca tehlikeli birtakım karşı karşıya gelmeleri doğuracak faşizan bir önerme. Bir kere bir şeyi yapma! demek ne kadar özgürlükçü, özgürlük ararken.
Diğer taraftan geçmişte daha yoğun olmak üzere yaşanan, bir tek kendi anadilini bilen-konuşan ama egemen otoritenin dilinden mahrum olanların politik katılımcılığının sekteye uğraması meselesi var. Oy kullanamıyor, devlet dairesinde resmi hiçbir alanda varlık gösteremiyorsun yanlızca Kürtçe biliyorsan. Türkçeyi kullanamamanın bu vahim sonucu, devlet tarafından yoğunlukla Kürt nüfusun olduğu bölgelere sistematik olarak gösterilen adaletsiz yaklaşımın, zaten ülke genelinde problem olan eğitime yatırımın bu bölgelerdeyse iyice eksik olmasının sonucuydu. Bu şimdilerde o denli sorun değil sanıyorum.
Olabildiğince Kürtçe konuşmaya ve gençlerin kürtçe öğrenmelerinin gerekliliğinden bahsetse... Kürtçe çıkan yayınları almaları ve okumalarında ısrar etse, kürtçe için uygulanan sansüre karşı birlikte hareket etmeyi önerse mesela ne kadar yerli yerinde olurdu? Yasaklardan dolayı yazılı metin üretiminde yetersiz kalmış bir dil Kürtçe. Bir sürü çaba var yayınevleri kitaplar dergiler... Anadilini korumanın ve gelişmesine destek vermenin yolu bir diğer dile yasak önermesiyle mümkün değil.
Bunun dışında sansürün özellikle de kürt yayıncılığına karşı devletin tutumu ortada buna karşı ne yapılabiliri birlikte düşünmek gerekiyor belkide.
İlköğretim ders kitaplarına konulacak* bir tane kürtçe metin değiştirebilir birçok şeyi. Mem Ü Zin mesela. Karşılıklı iki sayfa bir sayfa kürtçe diğeri türkçe çevirisi. Sınıfta Kürtçe okuyabilen birisi varsa o okur olmassa türkçesi incelenir. En azından başlangıç olarak Ingilizce, Fransızca gibi Kürtçe olur ufak yaşta insanın kafasında.
Kürtçeyle ilgili esas sorun, Türklerin bakış açısı.
---
* Bu ders kitaplarından öncelikle çıkması gerekenler var gerçi.
Kürtçe-Türkçe Sözlük:
http://www.enstituyakurdi.org/modules.php?name=News&file=article&sid=14
http://www.hakkarim.net/cgi-bin/yenisozluk.cgi/goster#%FCst
http://www.kars36.com/ferheng/
ilgili haberler:
http://www.taraf.com.tr/haber.asp?id=16663
http://www.taraf.com.tr/haber.asp?id=16737
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=898155&CategoryID=78
http://www.diyarbakirsoz.com/haberdetay.asp?NewsId=12212
Labels:
Anadilde Eğitim,
Kürtçe,
Leyla Zana,
Politika
Subscribe to:
Posts (Atom)



