Critical Mess


Images from the protest in 26th April /The Youth House at Nørrebro

It was amazing to see a "critical mess" on the street yesterday in Copenhagen. I didn't have my camera with me, sorry, no images but I would like to talk a little bit about this fantastic occasion.

Critical mass is basically created by group of people with bike. They occupy the whole street where the bikes are not allowed to be and they are riding bikes very slow and making circular movements at the same point of the street untill the police come. Then those crowd starts to shout or use whistle, makes noice. Yesterday's occasion, A young punk guy arrested and I cannot say the police was polite to them.

As I could learn after the youth house had torn down those people attemd more activism than ever. They usually squat houses only for one hour or a day - novadays police is very strict about squatting- or make this critical mass with bikes. They have network of SMS to eacother and creating a protest group in very short time.

We have been talking about the current stiuation in Denmark precisely about contemporary art with danish artists and they are not happy with the system and were complaining of the lack of the critical thinking. But for me before the intellectuals there is real activism going on street level and with the participation of very young people which is very important. They are also connected with punk music-life style and they are very aware of the normalisation or hidden pressure.

I have never seen these sort of protest in any Nordic or Europian countries. Critical mess, was the most interesting thing in the city compared with the many exhibitions, art and such.

But Kunstal Charlottenburg will be open with Olafur Eliason show.

Images from the protest in 26th April /The Youth House at Nørrebro



________

Eleştirel Karmaşa

Dün Kopenakta sokakta gördüğüm Critical Mass muhteşem bir olaydı. Kamera yoktu yanımda o nedenle fotograflayamadim ama biraz bu eylemden bahsetmek istiyorum.

Critical mess, bir grup bisikletli insanın toplanarak caddeyi, arabalar için olan kısmına gecip yolu meşgul etme eylemi. Bisikletlerini caddenin belli bir bölümünde direler çizerek ve oldukça yavaş hareket ederek yolu polis gelene kadar kapatıyorlar. Polis gelince de bağırıyorlar, düdük çalıyorlar ve her türlü gürültüyle protesto gerçekleştiriyorlar. Dün genç bir cocuk tutuklandı ve polisin nazik davrandığını söyleyemeyeceğim.

Anladığım kadarıyla Youth House ın yıkılmasından sonra bu türden aktivist hareketler ve protesto gösterileri giderek artmış. Bir günlüğüne ya da geçici işgal etme eylemi ya da bisikletlerle yapılan caddede karmaşa yaratma eylemleri gibi. Birbirine SMS gondererek kısa sürede çok sayıda kişi biraraya geliyor.

Burda danimarkadaki durum hakkında konuşuyorduk özellikle de güncel sanatın durumu hakkında, Sanatçılar burdaki sistemin gidişatından memnun değiller ve eleştirel düşüncenin güncel sanatta eksik oluşundan şikayetçiler. Bana göre entellektüellerden önce burda sokak seviyesinde ve oldukça genç insanların katılımıyla gerçekleştirilen bir aktivizm sözkonusu ve bu çok önemli. Gençler Punk ve müzikle ilgililer ve normalizasyonun ya da sistemin gizli baskısının oldukça farkındalar.

Daha önce böyle bir eylemi Kuzey ülkelerinde ya da Avrupanın herhangi bir yerinde rastlamadım. "Critical Mess", burda gördüğüm sergiler, sanat ve bunun gibi şeylerle kıyasladığımda en ilginç etkinlikti.

Ama yenilenme sürecinde olan Kunsthal Charlottenburg, Olafur Eliason sergisiyle acilacakmış.

We Found the Baby in Copenhagen

We Found the Baby in Copenhagen / ESTHER LU

I landed Copenhagen this morning palely in illness, and we together found the baby tonight after a few drinks and some smoky hours.

How possibly a performative research could be? Hee, it came to us witha slim white porcelain vase on the table, which was putting up the whole hilarious scene including falling itself downward to the floor twice till we eventually were forced to eat on the carpet, and anyway the white sexy thing become the dick of the night. Here we go, a dick
in your brain. Baby, we are growing the dick in our brain, while we were having hot discussion on new feminism and internationalism. By the way, I have to make a note on that table, because it transformed
us into another spacetime in one click. Performative research involves with a) characters—fictional or natural born actors and actresses, b) setting—reality show or studio shoot, c) script—written, rehearsed or spontaneous, d) media, like we are shooting with video camera or writing in on a blog.

Today's topic is hot, and is conducted out of biological reaction that we feel sorry that we have dicks in our brain.

Now, let's grow the dick on the brain. Why not? Make it a new fashion.Get headish instead of footish! It's cool, sexy, slippery and good-looking!

Today I am eating soup from Elmas, so I am feeding her blog with my
borrowed diary.

.........

This post is a collaboration between:
www.theflamingoandtheboy.blogspot.com
www.elmasdeniz.blogspot.com
www.estherlu.wordpress.com

1 Küçük Toplulukların Alternatif Alan Açma Denemesi Olarak K2

K2 Hakkında yazmak:

Virigina Woolf kendisinden kadın ve kurgusal yazım konusunda bir konuşma yapması istendiğinde bir kitap yazıyor: Kendine ait bir oda. Eğer diyor bir kadın yazmak istiyorsa önce kendisine bir oda sağlamalıdır.Aynı kitabın giriş kısmında şu düşüncelerini aktarıyor: “insan herhangi bir konuda şu veya bu şekilde gerçeği söyleyemez, ama kendisini böyle düşünmeye iten, bu duruma getiren şeyleri anlatabilir.” Ben de K2’nin dört yıllık geçmişi ve bireysel olarak deneyimlerimle “beni bu şekilde düşündüren beni buraya getiren şeyleri” aktarmaya çalışacağım.

Bu türden bir konumlandırma bağlam kurma hali “mit” leştirme ya da sınırlı kalma tehlikesi taşıyor. Zaman zaman da ütopikleşebiliyor. Ütopya ile kastettiğim; yazdıklarımın bir kısmının olasılıklar dahilinde geleceği ilgilendiriyor oluşu. Bu aynızamanda kendi tarihini yazma ve “kendi hikayesini anlatma” denemesi de olacak.

Ancak bakış noktamı ve kimin için anlattığımı da değiştirerek tarifleri çoğaltıp netleştirmeye çalışacağım: inisiyatiflerin ve otonomların önemliliği, farklı açılardan özellikle bulunulan koordinat ve kimliğe eklenen katman olarak coğrafyanın etkileri; farklı konseplere göre ele alındığında bu bölünerek çoğalıyor ve bazı spesifik lokal durumlar ve süreçlerle farklı meselelere ekleniyor; Diyarbakır kaynaklı güncel sanat üretim biçimi ve İzmir’deki üretimi birbiriyle kıyaslanması, merkezdışılık veya batı-dışı bir koordinatta çokuluslu sanat faaliyeti yürütmek gibi değişen ölçeklerle ve geriyebakışla bir değerlendirme denemesi.

K2 nin geçirdiği devingen süreçle bağlantılı olarak; merkez-cevre, lokal-global, uluslararası açılardan kimlik (sanatçı ve k2), uluslararasılık ve alternatif bilgi üretme alanı ilgilendiğim ana hattı oluşturuyor. Referanslarımızı nasıl oluşturduğumuz ve bunun sanat sistemindeki belirleyiciliği, bilginin üretimi dağılımı operasyonunun yarattığı güç ilişkileri ve bunun “ölü bölge” deki etkileri ve cevapları.

Sanatçı Inisiyatifleri, genel durum ve K2:

İnisiyatifler; yapısı gereği kendi alan tanımını yapmayı kendi üstlenenlerin fikir veya amaç birlikteliğiyle biraraya gelmiş kişilerin yürüttükleri aktif küçük ölçekli oluşumlar veya kollektiflerden oluşuyor. İstanbulda oldukça başarılı bir kollektif olan Oda Projesi, Bas, Altı aylık, Apartman, Nomad ya da şehre ciddi bir hareket kazandıran Pist gibi. İktidar olmayan kişilerin ve toplulukların başlatıkları sanatçı inisiyatifleri homojenleşme tehlikesi karşısında olanakları arttırıyorlar ve ufuk açıcılar. Bu tür girişimler temelde bir tür direnme ve direnç gösterme üzerinden şekillenidiği için inisiyatif alan kişiler başlattıkları oluşumun doğası gereği politik bir duruşu da taşıyorlar. Otoriteye, hiyerarşilere karşı ya da alışıldık formatlar yanına yenilerini koymaları buna ortam hazırlamaları, faaliyet alanına göre değişiklik göstermekle birlikte önemliler. Bu aynı zamanda modelin esnekliği -tepeden inme degil tabanda yatay olması nedeniyle- bir güç tarafından “kurulan” değil kullanıcılar tarafından “oluşturulan” sanat mekanları ve deneyimlerle kendi çizgisini belirleyip hareket alanını keskinleştiriyorlar. En indirgenmiş haliyle var olan düzen içindeki rahatsızlıkları ya da önermeleri temelinde alternatif alan açmayı deniyorlar.

Türkiye de son yıllarda özellikle istanbulda müze veya büyük ölçekli ancak vizyonu olmayan, güncel sanatın nefes almasının mümkün olmayacağı mekanların çoğaldığı görülüyor; İstanbul Modern bunun bir örneği. Programlarındaki ülke sayısı nedeniyle uluslararası etkinlik gösterdiği vurgulanan, üzerine daha çok haber yapılan bu türden kurumlar tanınmış sanatçıları, ana akımı takip ederek popüler olanı sunarak alan açmaksızın güncel sanat için ulusal gurur kaynağı olarak kendilerini tanıtıyorlar. Bunun dışında küçük ölçekli, kar amacı gütmeyen galeriler yetersiz. Deneyselliğe izin verebilecek ve özellikle genç sanatçılar için hareket etme olanağı veren mekanlar da azalıyor. İstanbul’da Güncel sanat alanında sözü olan uluslararası alana dahil olan mekanı Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi ve bunun dışında istikrarlı olmayan sergilerle birkaç noktada varlık gösteriyor. Mekanlar şehrin avrupa yakasında ve İstiklal Caddesi etrafında toplanmış durumda. Bununla beraber, fiziki mekan herhalde yokluğu en çok göze batan ancak en az öneme sahip eksiklik. Esas sorun; tarışan, cevap veren, yaratıcı, alan açan çeşitli bilgi üreticileri “authors” eksikliği ve bu eksikliğin şu anki şartlar altında nasıl aşılacağı. Yetersiz sanat eğitimi ve yanlış devlet kültür politikası bu sıkıntıyı arttırıyor.

İstanbul dışında ise Diyarbakır Kültür Sanat Merkezi ve K2 Güncel Sanat Merkezi ile Izmir katılan diger şehirler.

Bu durumda yanlızca “eksiklik” üzerine harekete geçme ve amacı özelleştirmeden böyle bir noktada tutmak bile bir inisiyatifin kuruluş nedeni ve amacı olabilir durumda. Farklı ülkelerde inisiyatiflerin aldıkları biçimler ve amaçları karşılaştırıldığında lokal bir takım eksiklikler ve aciliyetler açısından bu yine türkiyedeki sanatçıların gündemlerine dahil oluyor. Bu bir yandan da zorunlu bir süreç. Ancak bu otonom yapıların global ölçekte yaşanan bir dizi sıkıntıya yönelik farklı ve radikal araştırmalar için uygun bir zemin olabilir diye düşünüyorum.

Avrupadaki benzerlerinin aksine devlet fonu veya kolaylıklardan yoksun olan bu mekanlar maddi açıdan sürekli problemler yaşayarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Ortak çalışmayla oluşan inisiyatifler, daha radikal projeler üreten kollektiflere doğru çoğalacaktır. Her ne kadar kollektif olma hali radikal olmayı garantilemiyorsada sistem içinde alınan tavır ve eylemler tabi ki her zaman için belirleyici ancak bu başlangıçlar devamlılık ve çeşitlenme açısından gerekli.

K2 inisiyatifi

K2 temel olarak kar amacı gütmeyen etkinliklerin ve organizasyonun sanatçılar tarafından yürütüldüğü bir sanat merkezi, inisiyatif karakterini ise bağımsız kendi sanatsal üretimlerini gerçekleştiren ancak k2 de gerçekleşen etkinliklerde birlikte işbölümü yaparak hareket eden bir ekip tarafından faaliyetlerin yürütülmesinden alıyor. Bu çabadan ekonomik kazanç sağlamayan sanatçıların, gönüllü katılımı, düşük bütçe ile sanatsal faaliyet gerçekleştirebilmek anlamına geliyor. Ve santçıların bu konudaki bence “idealizmi” amacın herhangi bir kirlenmeye uğramamasını getiriyor, K2; herhangi birisinin maddi desteğinden ötürü şahsa prestij sağlama mekanı değil, devlet eliyle kurulmuş ve belirlediği politikalarca hareket etmiyor, dışarıdan destek almıyor, projelerini tamamen katılımcılarının belirlediği program dahilinde yapıyor ve kar amacı yok tüm bunlar k2 ye bağımsız özerk duruşunu veren özellikler.

K2 yi böyle bir çizgide Türkiye de faaliyet gösteren sanatçı inisiyatifleri ile birlikte ele alındığında;K2 başka bir şehirde yer almasından kaynaklı; -değişik açılardan ve olumlu veya olumsuz- ama coğrafyaya bağlanan farklı bir yapı sözkonusu. Coğrafya bir açıdan direnç noktası olabidiği gibi, hem sanatçının hem de k2 nin kimliğine eklemlenip bir probleme de dönüşebiliyor. Bu bölgede yaşayan sanatçıların üretim biçimlerini tarif etme ve konumlandırma açısından k2, bölgede yer alan tek güncel sanat merkezi oluşu ile eklenen otomatik görevler ve benim en çok önemsediğim k2 sanat merkezinin sistemin dışında ki ölü noktadan bilgi üretim ve dağılımı sürecine müdehalesi ve burdan sorular üretmesi potansiyeli.

K2 sanatçı inisiyatifinin etkinlik mekanı olan K2 Güncel Sanat Merkezi İzmir şehir merkezinde yer alıyor. Bu şehirde güncel sanat pratiklerinin görülebileceği uluslararası bağlantıları bulunan ilk ve tek mekan, k2 nin yerleştiği bina da büyüklüğü ve boyutlarıyla da buna olanak sağlıyor.

K2 nin izmirde var olan herhangi bir kuruma alternatif olarak değil bulunduğu coğrafyadaki farkli sesleri biraraya getirmek ve olmayanı inşaa etme önceliğiyle hareket etmiş ve dolaşım halini de istanbul ve yurtdışı bağlantılarıyla sağlayan bir girişim. Hareketsiz bir bölgede yer alan tek merkez olmak o coğrafya için çalışma misyonu kendiliğinden gelişen süreçlerle k2’nin üzerinde. Şehrin; güncel sanat müzesi, galerisi, inisiyatif mekanı, resmi ve resmi olmayan bilginin toplanma alanı. Bir inisiyatif için coğrafyaya bu denli bağlılık özel bir durum yaratıyor. K2’nin -bulunulan bölgeden bilgi üretebilmek, kendini gerçekleştirme ve eğitim alanı yaratması- yanında -bulunulan bölgenin olası açılımları sınırlandırma ve etiketlenme tehlikesi- yaratması olarak bu özel durum kabaca tariflenebilir.

Bu bölgede yaşayan sanatçıların kendilerini “tarif etme” ve “konumlandırmaları” açısından k2:

Öncelikle ayrıştırılması gereken önemli nokta k2 inisiyatifi sanatçılarının k2’nin yapısıyla olan ilişkileri. K2’nin kurucu sanatçıları ilk çıkış noktasını alansızlıktan ve görünür olmamaktan aldılar. Üretiyor olduklarını gösterebilecekleri, tartışabilecekleri bir mekanın- mecranın olmayışı ve belki birazda “eksiklik” tamamlayıcılığı olarak başladı. Kutu taşınabilir sanat mekanının uzantısı olan bu görüş K2 nin tarihsel serüveninin ayrılmaz bir parçası -k2 hala enformasyon akışı açısından bu yöne cevap veriyor -nasıl ki izmirden KUTU ile hareket eden sanatçılar kendilerine başka başka platformlar buldular ve KUTU’da birlikte çalışan sanatçılar K2 ile yeni kişilerin katılımıyla başka bir yapıda ortak çalışmaya girdilerse, önceliklerin değişmesi sözkonusu.

Sanat için gerekli ortamın eksik olduğu coğrafyalar için buradaki sanatçıların kendi tariflerini kendilerinin yapmaları neredeyse bir gereklilik. Dolaşımın dışındaki veya dolaşıma girmeye niyetli veya henüz girmiş yerlerden sözediyorum. Bunu sanatçıların hem lokallikleri ve yüzleştikleri sosyo-politik-kültürel gerçekleri, bununla global olana nasıl katıldıkları ve kendilerini konumlandırmaları izliyor, yanlız bu coğrafya için değil uluslararası tartışmaya katılmak istenen başka türden lokalliklerin geçerli hale getirilmesi açışından da gerekli. Bu da bir dil ve çeviri alanına dahil bir sorun.

Hem sanatçıların mekan değiştirmeleri seyahat hali, hem de izmir açısından istanbul merkezinin varlığı nedeniyle bu perspektifle yapılan haritalandırma değişikliğe uğruyor.

Izmir araştırılabilir yazılı bir geçmiş anlamında güncel sanat alanında çok az veriye sahip, 90’lı yıllara kadar burda bazı hareketler var. Arada Kalmak sergisinin yapıldığı 2002 yılına kadar ise arada 10 yıllık bir durgunluk var. Güncel sanat alanında hiçbir hareketin görülmediği bir şehir konumlandırmalar açısından takip edilebilecek bir geçmiş bellek de yok sanatçıların dahil olabilecekleri hazır bir tarif de. Güncel sanat hep şehrin terkedilmesiyle olanaklı hale gelmiş sanatçıların yaşadıkları yerle hiçbir paylaşıma dolaşıma sokulmaksızın burda ürettiklerini başka şehirlerde sergilemeleri yoluyla tartışmaya açılmış. Örneklemek gerekirse Cengiz Çekil izmir de yaşayan ve uluslararası dolaşıma katılan bir sanatçı olsa da izmirde bununla ilgili resmi hiçbir etkinlik geridönüşüm yok. Böylece güncel sanat alanında çalışan ve şehirde yaşayanlar olsa bile şehir içinde ve uluslararası tartışmaya çevrilen hiçbir durum sözkonusu değil bu 2000’lere kadarki zaman diliminde.Ayrica birkaç katalok dışında arsiv ve kayıt yok neler olduguna dair. K2 yi meydana getiren sanatçıların daha genç ve farklı kuşaktan olmaları nedeniyle sözlü veri akışından da bahsedemiyoruz. Sıklıkla konuşulduğu üzere yine Istanbul da yaşayan birçok sanatçının Izmir den buraya göçmüş olduğunu görüyoruz. Hüseyin Alptekin, Erdağ Aksel, Selim Birsel, Selda Asal,Mürüvvet Türkyılmaz, hatta yurtdışına gidenler; Vahap Avşar, Hatice Güleryüz, Gökcen Cabadan. Bu sanatçılar ise İzmirle ilişkisiz olarak sanat pratiklerini sürdürüyorlar.

Türkiye açısından ise 2003’de kurulan K2 ile birlikte başka bir şehir ve bu şehre ait tariflenmesi gereken başka bir lokallik devreye giriyor. Dolaşıma ve bilgi akışına dahil olması K2 yi bir anlamda izmir de yaşayanların sanatçıların hepsini kapsama durumunda bırakıyor. Kendi tarihini yaşandıkça oluşturmak bir temel hazırlamak, üzerine eklemeler yapılabilmesi için gerekli, k2 kendi çapında arşivliyor ve biriktiriyor. Zira mekanla oluşan sanat tarihsel bağsızlık o coğrafyaya biryerlerden fırlatılmış olma hissi yaratıyor. Süreç devam ediyor yeni tahlillerin ve deneyimlerin birikmesiyle daha da belirginleşecektir. Ancak bunun sorumluluğuna bulaşanlar için yorucu, güncel sanat tartışmalarına katılımı güçleştiren önce kendini “tanı, eğit ,anlat ve sonra tartışmaya katıl” gibi sürekli inşaat halinde sürekli yenilemeyi gerektiren bir zihin faaliyeti sürüyor. Izmir’e ait zorlama kimlik belirlemek değil kastettiğim hatta daha çok “olduğu gibilik” demeyi tercih ediyorum.

- Devam Edecek

2 Bir Parantez Kısa Bir Tarih /İzmirden Sanatçılar olarak K2

Tekrar olumsuzluk meselesine dönersem; “k2/izmirli” sanatçının üretim biçimiyle örtüştürülen k2 fikrinin ortaya çıkışı aslında istanbul merkezi dışındaki üretimin Türkiye de ayrıksı ve tanımlanabilir bir çerçevesi olmasından kaynaklandı. Izmir de de merkez dışında eski okula bağlı olmayan yeni bir sanatçılar nesli ve bir oluşum belirince farklar üzerinden okuma geliştirildi. Izmir’den gelen üretim -burda hemen bir ikilikler ve halihazırdaki zeminden Diyarbakır düşünüldü ve izmirle kıyaslandı ve izmir için apolitik sanatçının bireysel duyarlılığını öne çıkaran ve buna oynayan bir yapı gösteriyor saptaması yapıldı. ” Plajın altında kaldırım taşları” sergisinde genç ve istanbul merkezi dışından gelen sanatçılar yeralıyordu, Kutu burda yeraldı, daha sonra Halil Altındere küratörlüğünde “ seni öldüreceğim için üzgünüm” sergisi de yine çeşitli coğrafyaları biraraya taşıdı bu sergide izmir’den Borga Kantürk, Gökçe Suvari, Gökçen Cabadan vardı. Bu sergilere aynı karşılaştırıcı eksikli bakış sanatçıları ülke içi bölge reprezantasyonlarının öznesine? dönüştürdü.

Diyarbakırlı sanatçı denildiğinde bu coğrafi koordinata baglanan tanım belirgin bir üretim kipini açıklarken aynı yaklaşımla izmirli sanatçı denildiğinde var olan oluşabilecek farklılaşmaları yutan ve okumayı zayıflatan bir yapıya dönüştü. Diyarbakırdaki üretim görmezden gelinemeyecek özel bir durumun sonucu olarak ortaya çıktı ve 90’lı yıllarda gelişen Balkanlara olan uluslararası ilgi esnasında sanatın politizasyonuyla da açıklanabilen uluslararası geçerlilikte okunabilir bir dile dönüştü. “ Kosovalı sanatçılarla oldukça benzerlik taşıyan bu biçim” (Erden Kosova) mecra yarattı. Izmir açısındansa türkiyeden sanatçıları uluslararası bağlama taşıyan bu anlatıya uyum göstermediği genellemesi yapılabilir belkide.

Iste tam bu noktada farklar üzerine gerçekleşen bu okumalar tuhaf bir dil alanı yarattı ve izmir de yaşayan ve üreten sanatçı için kendine alan bulmak zorlaştı. Olduğu haliyle okunması gereken üretim başka bir manyetik alanın etkisinde saptı. Oysaki izmir de oluşan özel durum örgütlenme ve özerklik haliydi, burdaki üretimin içeriğine ve sanatçının üretimine yönelik bir küme değildi.

Ancak bu hareketlenmenin başlarnda izmirde yaşayan sanatçının bakış noktası; lokal veya global açıdan ( turkiyedeki ve uluslararası durum) sanat sistemine ilişkin sorular soran ve gözlem yapan konumundaydı uzakta ve merkezlerdışında- o zaman için bu aynı zamanda sistemdışıydı- ve bir çeşit “arada kalma” haliyle uğraşıyor bunu problem ediyordu. K2’nin kurulmasılıyla birlikte sistemin işleyen bir parçasına, soruları pratiğe dönüştürmeye geçiş aşamasından bir süre önce ve ilk yıllarda bu merkezdışı iki şehir karşılaştırması yapıldı ve bu bir tıkanma yarattı. Farklar temelinde yapılan dışardan okumalar kesin saptanmış ve kapatıcı katagoriler yaratması açısından tehlikeliydi de. Bu haliyle izmir de üreten sanatçıların bir başlıkla topluca okunmalarından -içerden- ciddi bir rahatsızlık oluştu. Bu konuda yazılı başka bir yorum bulunmamasına rağmen Ahmet-Borga-Absalon sergisi sonrası yapılan konuşmada tekrar gündeme gelen bu iki şehir karşılaştırması ve deneyimlenen bu süreçler referans sistemimizi ve sanat pratiklerinin değerlendirilmesindeki kriterlerin nasıl işlediğini görmek açısından önemliydi. Bu deneyim bile başlı başına bir eğitim sürecine ve farkındalık durumuna dönüştü. Başka kelime dağarcıkları ve perspektiflerin çarpışmasından dolayı taraflar kendi dilllerinin kesiştiği alanı bulup burdan ortak konuşma noktasına gelmeliydiler. Sanatçıların bağımsız olarak ne söylediklerinin ve ne yaptıklarının bunalıma girmemesi için gereken sahanın açılabilmesi adına gerekli olan bir durum bu.

Bunun yanında inisiyatifde aktif rol alan Borga Kantürk’ün sanatçı-küratör yaklaşımı üzerinden tam da bu yukarıda bahsettiğim geçiş aşamasında- zaman zaman üretim benzerliği üzerinden tariflediği- çoğunlukla bölge sanatçılarını davet ettiği sergiler yaptı. Kasa galeride Geleceğe Esintiler 2002 sergisi içinde yer alan “ Izmir’den ucuz sanat ”, Kutunun bazı sergileri , Kasa galeride yer alan “alis Alise karşı” sergisi finlandiyada gerçekleşen “ little, cheap, trash and absolutely passionable “ sergisi özellikle içeriğin yapıtları imleyen ve tarifleyen başlığıyla da yarattığı alanı bu türden kişinin kendi dünyasına yönelik ve romantik kaçışçı bir bakışla biraraya getirdi. İzmir den gelen hareketin heycanıyla ilgi bu sergilere ve İzmir’li sanatçılara odaklandı.

Tabii ki istanbuldan bakıldığında, k2 mekanında yapılan sergileri fiziki olarak deneyimleme, görme şansı düşük olduğundan ve izmir sözlü geleneği nedeniyle, Istanbul’da görülen kısım yanlızca izmir’den gelip istanbulda yapılan sergilere katılan sanatçılara ait işler ve onların k2 den geldikleri bilgisi idi dolayısıyla K2 Güncel Sanat Merkezi’ni ve yarattığı kanal yerine,ağırlık “buradaki sanatçılar ve işleri” ile sınırlandı.

K2 nin şu anki durumu ise kendi bağlantılarıyla çokuluslu sergiler ya da etkinliklere evsahipliği yapmasıyla merkezden bağımsız hareket ediyor, merkezle paslaşıyor ve kendi talepleri eğilimleri yönünde bağımsız tercihlerle sanat profesyonellerini ağırlıyor. Bu da istanbul veya uluslararası olan ilişkileri sağlıklı hale getiriyor ancak bahsettiğim bu süreçte türkiyedeki iç tartışmalarda “k2 inisiyatifi-izmirli sanatçı” nın yarattığı kafa karışıklığına inandığımdan içerden bir yorum getirmek, tartışmayı tekrar açmadan k2 inisiyatifinin durumunu daha da netleştirmek adına bu konudan bahsetmek önemli diye düşündüm.

3 K2 olanaksızı düşünmek ve yola çıkış / Kendini eğitmek

Ekipte değişiklikler olsada K2 ye şu anki şekline getiren sanatçılar uluslararası sergi deneyimi olmadan, güncel sanat hakkında yeterli bilgiye ve hatta uluslararası hareket edecek yeterlilikte yabancı dil bilgisine sahip olmadan başladılar. K2 bu anlamda işlerliğini gördüğümüz, deneyselliğin yararlılığının bilincine vardığımız ve açık bir deneyim alanı olarak bir okul haline geldi. Bu önceden öngörülmüş bir tasarı da değildi. k2 en başından var olmaya, güçsüze, başarısıza söz hakkı da tanınmasıyla bağlantılı bu süreçler geçirdi. K2 kurulurken modeller seçildi ve modellerden kaçıldı ancak sonuçta deneyimle neredeyse kendini kuran bir mekan var. Dışarıdan tepeden inme hareketlerin sıkıntısını yaşayan birileri olarak hata içerse bile kendiliğinden gelişen süreçlerin değerine inanıyorum.

K2 nin şu anki faaliyetlerine ya da sanatçıların durumlarına bakıldığında güncel sanatın gerçekleşme alanı yaratılmış durumda sistem dışının merkez dışına burdan da; bilgi üretimi açısından merkezle referanslı olmayan, küçük merkeze dönüşmesi süreci. Bu rahatlama olduğu gibiliğin ve niyetlerin de keskinleşmesine hizmet ediyor. Bir zamanlar şikayet edilen yokluğu çekilenler kendini eğitme sürecine dönen deneyimlenerek edinilmiş ve periferinin lokal birtakım dar kalıplı düşünceleri de kompleksleri de bu yolla terkedilmiş durumda, böylelikle k2 ürettiği tartışma alanını daha eleştirel ve yansıtıcı bir düzleme doğru kaydırmakta.

Eleine Sturtevant ın bahsettiği; “tanımlama ve deneyim” arasındaki ayrımından bahsetmek istiyorum. Bu tam olarak bir şeyi deneyimleyen ve onu tanımlayan arasındaki etik fark ve biraz da haklar hukuku. K2 den öğrendiğim herhangi bir durumun deneyimlemesine rağmen, başkalarının bu durumu tanımlamalarını izliyor olma haliydi. Bu da bir çeşit isyana ve yansıtma eğilimine dönüştü. Mesela güncel sanatta eğitim üzerine uluslararası birçok çalışma yapılırken k2 deki sanatçılar bunu bizzat deneyimlediler. Güncel sanatın bilgisine kitaplardan ya da internetten değil insanları konuk ederek ulaştılar. K2 öncesi üniversite dışında birlestirici sosyal mekanın olmayışı sanatçıları devam etmek istiyorlarsa kaçmaya zorluyordu. Kentin birbirinden habersiz yaşayan ve izole sanatçıları genellikle alansızlıktan sanatı bırakıyorlardı. K2 genç yeni mezun sanatçıların varlık gösterebilecekleri sosyal alan da k2 ile gelişti. Bu sosyal alan gerçekler zemininde, dikte etmeyen, açık eğitim alanı oldu.

Tridad Zolgahr’ın bir röportajında iranlı santçıların alan bulamamasından bahsediyordu . Ancak sözcünün Berlinde merkezde yaşıyor olması bundan sonraki önerilerin, fikir beyanlarının ya da saptamaların da buradan geleceğini gösteriyor. Sanatın geleceğini k2 benzeri yapılarda bulan buyuk kurumlar tarafından gerceklestirilen birçok tartışma var. Neden bir durumu bizzat yaşarken başkaları senin hakkında tanımlamalar getiriyor ve problemlerinin artikulasyonu sağlıyordu.

K2 de paylaşılan temel anlayışın gerçekten de şiddetli tutuculuktan, açık görüşlülüğe ve burdan -tamamen benim kişisel görüşüm- eleştirelliğe doğru yöneldiğini düşünüyorum. Bu son durum biraz k2 de sanatçı olarak başka bir rolü üstlenerek sanatın kurumları kişileri ve genel olarak bu mekanizmanın nasıl işlediğine dikkat geliştirmenin getirisi. Uluslararsı sanat sistemi ve sanatçıların bunun içinde nasıl bir konumu tercih ettiklerini örnekleriyle görme şansı bulmam hatta bunu ilgi konusu yapmamla gelişti. Bu “eleştirellik” durumunu özellikle bir nevi sistem eleştirisi olması açısından alıyorum yoksa sanat eserinin kendisindeki politik temalandırma ya da yaklaşım değil o başka bir konu. Platform da yapılan Focus Istanbul toplantısından*, Pelin Tan ın gerçekleştirdiği Alternatif mekanlar workshobu* veya Vasıf Kortun'un YKY de gerçekleştirdiği doksanlarda turkiyedeki sanat hakkındaki konuşmasında* -aslında ummadığım- zihin parlaması anları nedeniyle söylüyorum. Bu belli ligleri kavramama da tekabül eder. Belki Hüseyin Alptekin’in belki kendisi hiç hatırlamaz ama izmir’de sohbet esnasında söylediği birkaç şey dahil. Vasıf Kortun'un konuşması önemliydi zira orda önemli birşeyden bahsetti o dönem türkiye de birşeyler yapmak için çabalamaya basladıklarında Hüseyin Alptekin ile tartıştıkları “ yörünge dışında” birşeyler yapabilmenin olanaklılığı üzerine… Bu biraz da her tür alternatifin oluşturulabilmesi için gerekli bir süreç, ya dahil olup devam edersiniz ya da eleştirip yerine yenisini koymak …?belkide doğrusunu koymak.

Ya da Iskandinav ülkeleri, Lübnan, Ermenistan Pakistan ve Romanya’daki sanat ortamı ve oradaki sanatçıların bakışını öğrenmek de kabaca amaçlarını niyetlerini görmek de birşeyler kazandırdı. Sanat sistemi içinde belirgin hiyerarşiler, kanallar ve sanatçıların tercihlerini değerlendirmek önemliydi. Özellikle periferide yer alan ülkelerde sanatçıların seçtikleri “işlerini dışarısı için üretme” ve dışarıdan gelecek destek olmaksızın birşeyler üretememe durumu sözkonusu, aşırı pasif, zararsızlaştırma politikasını sindirmiş, işine konsantre olmaya çalışırken aslında nereye konulduğuyla ilgilenmeyen sanatçı figürü çoğunluğu yansıtıyor. Ve bu türden bir bilgiye ulaşmak için de sanat eseri üretmek değil bizzat sergilemek veya ilgili operasyonel organizasyona yönelik çalışmak gerekiyor. K2 eğitim sürecinde alternatif sanat karekterleri de üretti. Ayni zamanda problemli cografyalarin ya da ölü bölgelerin aktif katılım ve işbirliğiyle nasıl hareketlenebilecegine ve işleyebileceğine ilişkin somut bir örnek aynızamanda.

4 k2 gelecek nasıl?

Hüseyin Alptekin’in söylediği “sanat üretiminin” bir çeşit “bilgi üretimi” olması üzerinden, bu temellendirmeyle devam edeceğim. Bilginin üreticileri, dağıtıcıları ve alıcıları açısından bakıldığında konuşulan birçok sorun yanlızca açık edildiği için çözülmüş izlenimi verse de üzerine konuşulmuş ama çözülmemiş olarak durmakta. Demokratik olduğu öne sürülen bilgi kaynakları, ya da kuzey amerika ve avrupayı ve kıyısındakileri içeren bir evrensel tanımı. Sistemin önemli bir parçası bilginin nasıl dağıtıldığı sorusunu içeriyor. Bilgi hala bir güçlü olandan güçsüz olana doğru hareket ediyor. Burdaki güç; karar vericilik, popular olanı belirleme olabildiği gibi bilgiyi dağıtma kapasitesine gore de şekilleniyor. Sanatın büyük kapitalleri ve burda yaşayan sanatçılar, kurumlar her tür bilgi üretimine ve bu yolla global ölçekte varlık gösterme imkanına sahipken, ağın dışında kalan ve özellikle sistemin önerdiği dili kullanmak istemeyenler veya bilmeyenler için gösterilmesi gereken direnç, önce kendi platformunu oluşturmak sonra da da bu platformda bilgi üretmek. Bu anlamda izmir veya coğrafi koordinat önemli hale geliyor. Bilginin içeriğinde lokal ipuçları görmek-aramak değil de, bilginin dağıtılması açısından coğrafyayı düşünmek önem taşıyor. “Bilgi”ye herhangi bir başka merkez coğrafyaya taşımadan hareket kazandırmak için direnmek gerekiyor. Aksi taktirde ne kadar karşı çıkılırsa çıkılsın coğrafi temsiliyet ya da gereklilikleri kabullenmek kaçınılmaz hale geliyor.

İnternationalismin etkileri ve ölü alanın yanıtı Alternatif bilgi üretimi
Heterotopya Gelecek nasıl

Maddi engeller aşılabilirse amaçlanan ortak sorunları paylaşan ve batı kültürel egemenliğinden hasar alan yakın coğrafyayla ilişki kurulması, batı coğrafyasında ise baskın sistemin dışında kalan küçük oluşumlar veya şehirlerle yani bir tür ölü alanların merkez dışıların paslaşması ve iletişim ağı yaratılması ise k2 nin gelecek planları. Bu plan iletişimin, tartışmanın taraflarının “oldukları haliyle” kendi lisanlarını paylaşmaya fırsat verecek k2 izmir heterotopyasında işler mi? Burdan hareket edecek sanatçıların katkısı ne olabilir?

Bu sessiz kitlenin temsil edilmeyenin de hareketi. Haklı bir pozisyondan haklı eleştirel bir pozisyonu belirlemek ve sahiplenmek açıklıkla araştırmalar yapmak istiyor. Eleştirelliğini güçsüzken bile yapma ihtiyacı ve yapabilmek için yine bu sessiz kitlelerle sessiz dayanışma içine girme yolunu seçme.
K2’nin süper globalleşen ve müthiş bir hız alan sanat sistemi içinde alternatif alan açabilme ve ölü nokta konusunda böyle düşünen herkesle birlikte gücü olmayanlar konusunda yeni tarifler getirebilecegine inanıyorum. Kaldı ki Izmir ve k2 inisiyatifine dahil olan sanatçıların profesyonelliği ya da üretimlerinde alternatif bir yan sözkonusu olması bile önemli değil buradaki dinamik, kollektifinve eşitliğe dayanan bir platformda birlikte çalışabilmenin dinamiği. Risk alabilmekten bahsediyorsak neden almayalım? Neden radikalleştirmeyelim?

İşte tüm bu nedenlerden ötürü başka kör noktalar ve merkez dışı alternatif oluşumlarla birlikte hareket edilmesi durumunu Izmir li sanatçının bireysel olarak dolaşıma girmesinden daha çok önemsiyorum. Zira bu bakış k2’nin sanatçıların kalesi olmasından sa küresel ölçekli sayılan bienaller, sanat fuarları ile uluslararasılığın önemli bir kriter haline geldiği bir zamanda alternatiflerin ölü bölgelerin güç taşımayanın hareketi olarak önemli buluyorum.

K2 deki mikro yapılanmayı her türden hiyerarşik yapıya ve hegamoniye karşı zayıfın direnç göstermesi ve görünürlük kazanabildiği bir platform olarak alıyorum.ne yapabilmeye muktediriz. Bu Harld Negri(BUL) nin yığınlarıyla bağdaştırdığım çoğunluğu oluşturan temsil edilmeyen politik kalabalıkları. Küçük ve önemsiz olan bir yer k2 ve binlerce küçük ve önemsizden birisi. Amatör emeğin, bilgi sahibinin bu türden bir otoritenin değil öğrenenlerin mekanı. Yatay karakterli. İkinci. Bu pozisyondan burdan konuşmanın anlamlılığı.

Batı dışı bir coğrafyada Izmir hazır ilgi alanı değilken “diğerleri” ni / doğu avrupa ve ortadoğu asya/ sahte alçakgönüllülüğün tuzağına düşmeden post kolonyalist tehditlerden uzak olarak ağırlayabilme nötrlüğünü barındırıyor. Tehlikeli bir açıklamayla; kendi tarihini yazmaya çalışan ve problemli bir coğrafyanın güç ilişkilerine bulaşmamış mekanı diğer ölü noktalarla nötr bir düzlemde buluşma ve üretim deneyimlerine olanak sağlayabilir. Balkanlardaki 90’ları kaplayan ilginin sonrasında ne olacağı veya yıllar önce türkiye den sanatçıların ihraç üretim haliyle benzeşen doğu için, ulus yönetimlerinin sıkıntılarını yaşayan diğer yakın coğrafyalarla aktif ilişkiye girme alan açma ve alanlara dahil olma durumunu oluşturmaya çalışacak.

Alex Farquharson, yeni uluslararacılık ile ilgili bir toplantıda; eski uluslararacılığı uluslararası mimarlık akımıyla Kuzey amerika ve batı avrupa üzerinden tariflerken yeni uluslarasıcılığı global olarak tarifliyor.Ve şu saptamayı yapıyor: “Yanlızca küçük bir sınıf insan global ölçekte bir sergi yapabilmek için zamana seyahat olanaklarına ve araştırma kaynaklarına sahip. Art Forum da James Meyer in argumanı yeni uluslararasıcılığın kaybedenlerinden birisi sanat eleştirmeniydi diyor. Küratörler diskuru yaratıyor ve sanat eleştirmenleri aynı miktarda bilgiye sahip olma olanağı bulunmuyor. Bazen tek kişi bir şehre, bazen de tüm kıtaya ilişjkin bir iktidar alanı kuruyor: Okwui Enwezor’un Africası, Hou Hanrou’nun Doğu Asyası, Carlos Basualdo’s Latin americası bile”. Sanatçı da dolaşmasına hatta gittiği mekanlarda üretmesine rağmen, Sanatçı olarak üretime odaklanıldığı için bu deneyim farklı sonuçlar çıkartıyor, daha melez bir üretim ve lokal sınırlarından bağımsızlaşıyor başka lokallikleri deneyimliyor ancak inisiyatif göstermedikçe ilgi duymadıkça sanatçı iktidara gücünü veren bu noktaya dikkat etmiyor ve eleştirelliğini askıya alıyor.

Türkiye’den uluslararası dolaşımda ulaşılabilecek-iletilebilecek bilgi akışı Istanbul merkezinden hareket ediyor. Dikorsive ve uluslararası ilgi noktası alan burası. Istanbul da baska olcekle bakılınca periferide yer alsa ve eksikler olsa da işleyen bir sanat sahnesinden söz edebiliriz. Son yıllarda sehir üzerinden geliştirilen ve -büyük şans olarak değerlendirdiğim- Vasıf Kortun’un bağımsız bir küratör olması sayesinde Platform ile sağladığı dinamiğin yanısıra 3.bienalle yakın çevre ile ilişkileri arttırarak ve baglam açarak, şehir üzerine açılan bir tartışma alanı yaratılmış durumda. uluslararası tartışmaya katılmış ve periferideki merkez sıfatına ulaşmış görünüyor. Yine bu anlamda Halil Altındere’nin Artist Yayınları bağlamını yanlızca lokalden almayan amaçlı bir yayın politikasıyla güncel sanatta bilginin dönüşüm sürecine dahil oluyor ve bu haliyle önemli bir alternatif ve mobil inisiyatif Muhtelif dergisi deyeni katılan önemli bir yayın. Erden Kosova'nın istanbul bienali üzerine yazdığı metin(9b) şehrin kendisinin nasıl bir ilgi alanı oluşturduğunu üzerine. Istanbul hem türkiyenin hem de uluslararası ilgiyi üzerinde toplayan bir merkez olmuş durumda. Sanat yazımı basımı ve tartışmalarının ve hareketliliğin artacağını gösteriyor. Istanbul coğrafi prezentayonların tuzağına düşmeden ama bir taraftan lokalliğiyle de beslenerek işleyen uluslararası gürültüde kaliteli duruyor.

İzmir bu bakış açısıyla ne tarihi ne de coğrafi koordinatlar olarak ve global kapitalizmin etkileri olarak istanbul gibi bir güç haline gelebilecek hiçbir potansiyel taşımıyor, para burda toplanmamış, diyarbakır gibi etnik kimliğin bunalıma girdiği kontrol ve baskının aleni olmadığı bir şehir bu da periferi-merkez dışı, ilginç olmayan koordinat için Mika Hanulla dan aldığım sıkça kullandığım “ölü alan” en uygun tanım. Bu şartlarda k2; istanbul-izmir merkez periferisinde biraz da alternatifin alternatifi olarak duruyor. K2 nin edindiği şans istanbulun alternatifi ihtiyacında gelşiyor/zayıflıyor ve kendisinden kaynaklanmayan bir ilgiye nail oluyor. Ölü bölgenin yarattığı dinamikten daha cok periferideki merkezin istanbulun yaratığı halkaya tutunuyor ve uluslararası tartışmada bu haliyle varlık gösterebiliyor. Şehrin potansiyeline bakıldığında güncel sanat gücünü ancak bu şehirde faaliyet gösteren k2 nin katılımcı ve çoğalabilr kitlesinden küçük merkezlerin ve merkezdışıların taşıyıcılığıyla alabilir gözüküyor.

Bunları düşünmeye başladığımda ister istemez kendimi k2 dışında buldum yanlızca izmir k2 değil başka kör noktalarda olası alternatif modellere ilgi duyup da sırtımızı nasıl döndüğümüz, sanatta hierarşiye yol açan şiddetini arttıran global ekonmik faktörler ve uluslararası referans sistemi hakkında düşünmeye başladım. Kocaman bir sanat dünyası alternatifler konusunda bu kadar duyarlıyken nasıl oluyor da iş gerçek çevreye ve hareket alanına gelince sorunlar başlıyordu.
Böyle şeyler.

Uluslararasıcılık ve Ikonik Prezentasyonlar:

Uluslararası ağın içinde her tür olanağa rağmen herhangi bir sanat pratiğini olduğu biçimiyle kabul ettirmek zor. Oyle gorunmekle birlikte çok da sonsuz bir alan değil bahsettiğimiz, bu nedenle belli lokalliklere belli açılardan geçerlilik hakkı var ve sınırlı, iyi tariflenmiş ya da tariflenebilir tek kanallı bir çeşit sanat pratiğine vize veriliyor bu da işleri zorlaştırıyor. Bu bazen genel çerçeve, üretimin kavramsal çerçeveye nasıl oturtulduğu veya güncel trendlere tekabüliyeti olabildiği gibi bazen ikonik, bir tek sanatçı veya kişiyle ile temsil edilen bir yapı da gösterebiliyor. Ticarileşen her şey neo-liberal ekonomide global kapitalizmin etkisiyle hayatta kalmak için “standartlaşmak” ve “belirginleşmek” zorunda. Bu da özgürlükler alanınından söz edilemeyeceği anlamına geliyor.

Batı dan gelen ilgilerin yönüne gore şekillenen sınırlı bir kanal var, uluslararası alanda tanınan ve ülkeyi-kültürü temsil eden bir ya da iki sanatçı- ki genellikle aynı isimler- birçok merkezde sergileniyorlar. Saziye iskender, Pakistanlı sanatçı olarak heryerde tanınırken Pakistan coğrafyası kaynaklı bir çıkış söz konusu değil, tabi bu yaratılan kanal umut vaadettiğinden genç kuşağın ürettiği işler de bu kanala yaklaşıp bir çeşit sıkıcı kopyası haline geliveriyor.

Coğrafi konum burda çok etkili aynı zamanda gelişen yeni düşünceler açısındanda itici bir güç ve dayanma noktası. Merkez dışı, ya da güç dışı olan, daha büyük insan gruplarını içerse de “çogul temsilde” başarısız oluyor ya ikonik figürlerle temsil edilmiş sayılıyor. Sözcüler, Bilginin dağıtımı ve paradigmanın kurulumu avrupamerkezli ve batı hegamonyası aracılığıyla- gelişmiş parası olan bu dünyada gerçekleştiği sürece “reprezentasyonlar” ve “ikonik temsiller” birtakım sorunları da hep içinde taşıyacak.


Frieze art magazini 100.sayısı için basılan davetiye ön yüzü /David Shrigley

Sanat sisteminin görünür görünmez tüm insanlarının bilgiye ulaşma şekli onu nerden aldıkları , hangi bienal etrafında dönen tartışmalara baktıkları, hangi sanat fuarı sırasında ortaya çıkan konuları acendalarına aldıkları ve sanat merkezlerini takip etmeleri bu method ve çok dengeli bakılması da gerekiyor. En başında “referans noktası “ oluştururken ve anlama alışkanlıklarımızı kurarken baz aldığımız donanımımız. Bu başarılı olanı suçlamak ve bu yolla edindiği güç nedeniyle eleştirmek değil ama ona etik bir destek sağlamak anlamına geliyor.

Müzesi ve galerisi ve inisiyatifleri olmayan bir şehirde tüm bunlara düşen işlevleri üstlenmiş bir mekanda çoksesli bir takımla tüm referans çerçevesini bir kenara bırakmayı göze alabilecek köktenci bir tavrır takınmak çok da kolay değil ama gerçek düşünce basitçe bu anarşist kanaldan beslenmekte.

Küçüklüğünü, önemsizliğini,ikinciliğini, hangi süreçlerden geçerek buraya geldiğini ve sanatçı perspektifini bırakmadan tam da bu noktadan ama önemli meseleleri konuşma dileği.
BITTI.

Kopenak

Konuşma:
Adnan Yıldız, Elmas Deniz

2 Nisan 2007
17:00
Factory of Art and Design / Cousina Autonoma
Bu konusma daha cok kendi pratiklerimiz ve tanisma amaçlıydı.

3 Nisan 2007
17:00
Overgaden Art Institute
Küratör/Sanatçı ve Sanatçı/küratör üzerine konuştuk. Adnan daha önce yaptığı sergileri anlattı ben de K2 üzerinden bir konuşma yaptım.

Konuşmalar CPH Air Programına katılmamız nedeniyle gerçekleşti. Residency 1 Ay sürecek.
http://www.cphair.dk/dk/index.php?links

Search This Blog